<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özağır Hukuk Bürosu</title>
	<atom:link href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/</link>
	<description>Ankara Avukatlık ve Danışmanlık</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Dec 2023 14:44:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.ozagirhukuk.com.tr/wp-content/uploads/cropped-logo-1-32x32.png</url>
	<title>Özağır Hukuk Bürosu</title>
	<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tam Yargı Davası</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/tam-yargi-davasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/tam-yargi-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 14:44:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2885</guid>

					<description><![CDATA[<p>TAM YARGI DAVASI NEDİR? Tam yargı davası, idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenler tarafından açılan davalara tam yargı davası denilmektedir. Burada bir bireyin maddi ya da manevi bir zarara uğraması söz konusudur. Yani esasen tam yargı davaları, devlet aleyhine açılan tazminat davası olmaktadır. &#160;İdarenin güçlü olması, her yaptığı uygulamanın hukuka uygun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/tam-yargi-davasi/">Tam Yargı Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVASI NEDİR?</h2>



<p>Tam yargı davası, idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenler tarafından açılan davalara tam yargı davası denilmektedir. Burada bir bireyin maddi ya da manevi bir zarara uğraması söz konusudur. Yani esasen tam yargı davaları, devlet aleyhine açılan tazminat davası olmaktadır. &nbsp;İdarenin güçlü olması, her yaptığı uygulamanın hukuka uygun olacağı anlamına gelmemektedir. Bir zarara sebep olan idare bu zararı gidermek ile yükümlüdür.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGISI DAVASI ÇEŞİTLERİ NELERDİR?</h2>



<p>Tam yargı davasının dört türü bulunmaktadır. Bunlar tazminat davaları, istirdat davaları, vergi davaları ve idari sözleşmeden doğan davalardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Tazminat Davası</h3>



<p>Tazminat davaları, idari işlem veya eylemler dolayısıyla bireylerin maruz kaldıkları zararların giderilmesi amacıyla açılan, idarenin mali sorumluluğuna dayanan davalardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İstirdat Davaları</h3>



<p>İstirdat, yani geri alma davası, hukuka aykırı bir şekilde idarenin hesabına geçen bir malvarlığının veya parasal değerin geri alınması talebiyle açılan bir tam yargı davası çeşididir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Vergi Davalar<strong>ı</strong></h3>



<p>Vergi yükümlüsü, sorumluluğu kapsamında bulunan verginin esasına veya miktarına karşı vergi mahkemesinde dava açabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İdari Sözleşmeden Doğan Davalar</h3>



<p>İdari sözleşmeler nitelikleri gereği kamu hizmetlerinin görülebilmesi amacı ile bir tarafında idarenin yer aldığı sözleşmelerdir. İdare bu sözleşmelerde hakim taraf olma özelliğine sahiptir ve bu nedenle özel hukuk sözleşmelerinden ayrılır. İdari sözleşmeler ile ilgili konularda çıkan uyuşmazlıklar idari yargının alanına girer.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVASINDA ESASA İLİŞKİN ŞARTLAR</h2>



<p>Tam yargı davasının kabul edilebilmesi için, mahkemenin, idareyi kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu tutulması ve ortaya çıkan zararın idare tarafından tazmin edilmesi gerekmektedir.</p>



<p><strong>Kusurlu Sorumluluk İlkesi: İdarenin kusura dayanan sorumluluğuna idare hukukunda “hizmet kusuru” denilmektedir. Hizmet kusuru, idarenin işleyişinde veya yerine getirdiği kamu hizmetinde eksiklik, ihmal veya gecikme yaşanmasıdır.</strong></p>



<p>Kusursuz Sorumluluk İlkesi: İdarenin “kusursuz sorumluluk” ilkeleri gereği tazmin yükümlülüğü. Tam yargı davasında mahkeme öncelikle dava konusu zararın gerçekleşmesinde idarenin “hizmet kusuru” olup olmadığını araştırmalıdır. İdarenin zararın gerçekleşmesinde hizmet kusuru olmadığı tespit edildiğinde, “kusursuz sorumluluk” ilkeleri gereği idarenin sorumlu tutulup tutulmayacağı mahkeme tarafından değerlendirilmelidir. Kusursuz sorumluluk, idarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurunun aranmadığı, meydana gelen zarar ile idarenin eylem veya işlemi arasındaki nedensellik bağının ispatlanmasının yeterli görüldüğü bir sorumluluk halidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVASI NASIL AÇILIR?</h2>



<p>Tam yargı davası, idari işlem veya eylemin özelliğine göre Danıştay, idare veya vergi mahkemesinde açılabilen bir idari dava türüdür. Tam yargı davası açılabilmesi için idarenin eylem ya da işlemi ile oluşan zarar arasında bir illiyet bağı olmalıdır. Tam yargı davasının bir idari işlemden doğan zararın tazmini amacıyla açılması durumunda dava, iptal davası ile birlikte açılabileceği gibi iptal davasının kesinleşmesinin ardından da açılabilir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İlliyet Bağı: Kişisel haklarının zarara uğraması, idari işlem ve eylem nedeniyle söz konusu olacaktır. Yani söz konusu idari işlem ve eylem ile kişisel hakların zarar görmesi arasında bir bağ söz konusu olacaktır.</li>



<li>Tam yargı davası bir dilekçeyle açılır. Dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrak, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına veya bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın asliye hukuk hakimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verilebilir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ</h2>



<p>Tam yargı davasının açılabilmesi için kanunda belirlenmiş genel dava açma süresi, idari işlemin tebliğ tarihinden itibaren vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. İdari işlemin niteliğine göre farklı kanunlarda farklı süreler de belirlenmiştir. Bu durumlarda özel dava açma süresine uygun hareket edilmesi gerekir. Zarara uğrayan kişi zararı öğrendiği andan itibaren dava açma süresi başlamaktadır. İdari fiilden dolayı zarara uğrayan birey, zararı öğrenmiş olduğu tarihten itibaren en geç bir sene içinde yapılmış olması gerekir. Zarar geç öğrenilmiş olsa dahi bu zararı eylemin üzerinden beş sene geçmiş ise dava açma hakkı düşmektedir.</p>



<p>➢ İlgili merciin başvuru üstüne otuz gün içerisinde bir cevap verme zorunluluğu bulunmaktadır.</p>



<p>Otuz gün içinde zararı giderebilir, bu talebi reddedebilir ya da yanıtsız bırakabilir. Yanıt vermez ise ya da talebi reddeder bu reddin kendisine tebliğini takip eden altmış günlük zaman içinde tam yargı davası açmak söz konusu olabilmektedir. Aynı şekilde yanıtsız bırakır ise zaten reddetmiş sayılacağından ötürü otuz günlük yanıtlama süresinin sona ermesinden itibaren ikinci altmış günlük dava açma zamanı başlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVALARINDA ZAMANAŞIMI</h2>



<p>İdari bir eylemden zarar görenler tam yargı davası açmadan önce, zarar verici idari eylemi idarenin yazılı bildirimi veya başka şekilde öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlükârda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVASINDA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI</h2>



<p>Yürütmenin durdurulması; hukuka aykırılık iddiası ile iptal davasına konu olan bir idari işlem hakkında yetkili yargı yerinin dava konusu idari işlemi geçici olarak durdurmasıdır. Yürütmenin durdurulması kararları; idari işlemin iptal edilmesi anlamına gelmemekle birlikte yargılama boyunca işlemin hukuka uygun olduğuna ilişkin karinenin ve aynı zamanda işlemin uygulanmasının durdurulması anlamına gelmektedir. Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Telafisi güç veya imkânsız zararların doğması,</li>



<li>İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması,</li>
</ul>



<p>Şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Dolayısıyla yürütmenin durdurulması yalnızca iptal davalarında söz konusu olabilir. Yani tam yargı davası sadece zararın giderilmesini konu edindiği için bu davalarda yürütmenin durdurulması talep edilemez. Ancak iptal davası ile tam yargı davası birlikte açıldığı durumlarda idari işlemin yürütmesinin durdurulması istenebilecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</h2>



<p>Bu dava türünde genel görevli mahkeme idare mahkemeleridir ancak bazı davalar&nbsp; ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da da görülebilir.</p>



<p>➢ İdari sözleşmeden kaynaklanan tam yargı davaları dava konusu sözleşmeyi gerçekleştiren merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinde görülür.</p>



<p>➢ Zarara neden olan idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi; eğer zarar idarenin herhangi bir eylemiyle doğmuşsa, hizmetin görüldüğü yerdeki idare mahkemesidir.</p>



<p>Bunun dışında kalan durumlarda yetkili mahkeme davacının ikametgahı yer mahkemesidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVALARI İLE İLGİLİ DANIŞTAY KARARLARI</h2>



<p><strong>Danıştay E. 2012/1657, K. 2014/3421, T. 3.11.2014</strong></p>



<p>İdarenin Kusurluluğu (Hizmet Kusuru)</p>



<p><strong>“İdare, yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken, gerekli teşkilatı kurmak, bu teşkilatın ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarını hizmete hazır tutmak, hizmetin ifası sırasında hizmetin zamanında ve gereği gibi işlemesine devamlı olarak nezaret etmek ve hizmetin işleyişini kontrol etmekle sorumludur. Gerek hizmetin ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarının temin ve ifasındaki kusur, gerekse temin edilen bu araçlarla ifa olunan hizmetin geç işlemesi, gereği gibi veya hiç işlememesi; idareye, zarar gören kimselerin bu sebeplerle doğan zararlarını tazmin sorumluluğunu yükler.”</strong></p>



<p><strong>Danıştay 10.Dairesi, E. 2013/3926, K. 2016/2818, T. 23.5.2016</strong></p>



<p>İdarenin Kusurluluğu (Hizmet Kusuru)</p>



<p><strong>“Evlerinin hemen alt kısmındaki arazide hayvan otlattığı esnada bulduğu havan mühimmatını, evlerine 80-100 metre mesafedeki kullanılmayan harabe eve götürmesi ve anılan yerde oynarken patlaması neticesinde ölmesi olayında, mühimmatın bulunduğu ve patladığı yerin meskûn mahal içerisinde kalması ve vefat edenin yaşı göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu alanın kişilerin yaşam hakkını temin edecek şekilde var olan mühimmatın temizlenmesi ya da alana sivillerin girmesini önlemek amacıyla gerekli bütün tedbirleri almak suretiyle güvenliğin sağlanması gerekirken, söz konusu önlemlerin alınmaması sebebiyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, mühimmatın bölücü terör örgütü mensuplarına ait olmasının da idarenin anılan hizmeti yerine getirme sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının kabulü gerekir.”</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading">TAM YARGI DAVALARI NE KADAR SÜRER?</h2>



<p>İdare hukukunu ilgilendiren davalarında süre mahkemenin yoğunluğuna ve dosyanın kapsamına göre değişebilmektedir. Adalet Bakanlığı tarafından yargıda hedef süreler belirlenmiştir. Bu süreler davanın konusu ve niteliği uyarınca belirlenmiş olup İstinaf ve Danıştay aşamaları bu süre içinde değerlendirilmez. Pratik uygulamalara göz atıldığında;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İdari makamlara başvuruların yapılması</li>



<li>Dilekçelerin tam ve eksiksiz olması</li>



<li>Delillerin toplanmasında geçen süreçler davanın süresini etkilemektedir.</li>
</ul>



<p>Ancak bir davanın en kısa süre içerisinde sonuçlanması doyanın yakından takip edilmesi ile birebir ilgilidir. İyi bir dosya takibi davanın gereksiz uzamasını engellemektedir.</p>



<p><strong>ÖZET OLARAK;</strong></p>



<p>İdari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenler tarafından İdare Mahkemelerinde dava açılabilmesi mümkündür. İdarenin eylemlerinden kaynaklı olarak kişiler maddi ve manevi anlamda zarara uğrayabilir. Bu sebeple hak kaybına uğranılmaması adına davanın profesyonel bir avukat tarafından titizlikle takip edilmesini önermekteyiz. Özağır Hukuk ve Danışmanlık olarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/tam-yargi-davasi/">Tam Yargı Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/tam-yargi-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6413 Sayılı Askeri Disiplin Kanunu, Askeri Disiplin Cezaları</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/6413-sayili-askeri-disiplin-kanunu-askeri-disiplin-cezalari/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/6413-sayili-askeri-disiplin-kanunu-askeri-disiplin-cezalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 14:37:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Askeri Disiplin Kanunu – TSK Disiplin Kanunu 6413 sayılı Askeri Disiplin Kanununa göre; subaylar, astsubaylar, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, sözleşmeli erbaş ve erler, erbaş ve erler ile askeri öğrenciler bu Kanun kapsamında askeri disiplin hukukuna tabidirler. Başka bir ifade ile TSK Disiplin Kanunu denilince akla 6413 sayılı kanun gelmektedir. Askeri Disiplin Cezaları Kanun kapsamındaki disiplin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/6413-sayili-askeri-disiplin-kanunu-askeri-disiplin-cezalari/">6413 Sayılı Askeri Disiplin Kanunu, Askeri Disiplin Cezaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading"><strong>Askeri Disiplin Kanunu – TSK Disiplin Kanunu</strong></h2>



<p>6413 sayılı Askeri Disiplin Kanununa göre; subaylar, astsubaylar, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, sözleşmeli erbaş ve erler, erbaş ve erler ile askeri öğrenciler bu Kanun kapsamında askeri disiplin hukukuna tabidirler. Başka bir ifade ile TSK Disiplin Kanunu denilince akla 6413 sayılı kanun gelmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Askeri Disiplin Cezaları</strong></h2>



<p>Kanun kapsamındaki disiplin cezaları hakkında ceza uygulanacak kişiye göre üç kısma ayrılmıştır. Bunlar; Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaş, Sözleşmeli Erbaş ve Erler Hakkında Verilebilecek Disiplin Cezaları, Askeri Öğrenciler Hakkında Verilebilecek Disiplin Cezaları ve son olarak Erbaş ve Hakkında Verilebilecek Disiplin Cezalarıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Askeri Disiplin Nedir?</strong></h3>



<p><strong>Disiplin</strong>: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir. Askerliğin temeli disiplindir.&nbsp;Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır. Bu düzenleme 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu 13. maddesinde düzenlenmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaş, Sözleşmeli Erbaş ve Erler Hakkında Verilebilecek Disiplin Cezaları</strong></h2>



<p>Kanun’un 11. maddesine göre, Subay, Astsubay, Uzman Jandarma ve Uzman Erbaş, Sözleşmeli Erbaş ve Erler hakkında verilebilecek disiplin cezaları şu şekildedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uyarma</li>



<li>Kınama</li>



<li>Hizmete kısmi süreli devam</li>



<li>Aylıktan kesme</li>



<li>Hizmet yerini terk etmeme</li>



<li>Oda hapsi</li>



<li>Silahlı Kuvvetlerden ayırma</li>
</ul>



<p>Kanun 11/2. maddesine göre; uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından verilirken, hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezaları disiplin kurulları ve disiplin amirleri tarafından, Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ise yüksek disiplin kurulları tarafından verilmektedir.</p>



<p><strong>a) Askeri Disiplin Kanunu – Uyarma Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Uyarma cezası; personele, görevinin icrasında veya hâl ve hareketlerinde daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir. Uyarma cezasını gerektiren disiplinsizlik fiil ve hâlleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em>Emri mütalaa etmek: Usulüne uygun olarak kendisine verilmiş olan bir emir üzerine; emrin uygun olmadığı, yanlış verildiği, yapılamayacağı ve benzeri şekillerde amirini alenen eleştirmek veya amire karşı itirazda bulunmaktır. Amir tarafından karar verilene kadar astın fikrini savunması veya emrin kanunsuz olduğu hususundaki kanaatini belirtmek için amire yaptığı itiraz, bunları yaparken oluşabilecek diğer disiplinsizlikler saklı kalmak kaydıyla bu kapsamda disiplinsizlik teşkil etmez.</em></li>



<li><em>Görevde kayıtsızlık: Görevdeyken, yetkili makamlar tarafından izin verilen durumlar haricinde görevle veya askeri hizmetle ilgisi olmayan işlerle uğraşmaktır.</em></li>



<li><em>Hizmet dışındayken amir veya üste saygısızlık: Hizmet dışında, bilinen ve tanınan amir veya üstlere karşı saygısızlık teşkil edebilecek fiillerde bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Mesai çizelgesine uymamak: Özürsüz veya izinsiz olarak, mesaiye geç gelmek veya erken ayrılmak veya günlük mesai çizelgesine riayet etmemektir.</em></li>



<li><em>Kılık ve kıyafeti bozuk olmak: Kılık ve kıyafet ile ilgili olarak nizamlarda ve önceden belirlenmiş kurallara riayet etmemektir.</em></li>



<li><em>Usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak: Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan müracaatlar hariç olmak üzere, kanun ve nizamlarla belirlenmiş usul ve kurallara riayet etmeden yazılı, sözlü veya elektronik olarak müracaat veya&nbsp;şikayette&nbsp;bulunmaktır.</em></li>



<li><em>İsraf etmek: Yetkili makamlarca belirlenmiş tasarruf tedbirlerine riayet etmemek veya kullanımına sunulan kamu kaynağının harcanmasında gösterilmesi gereken makul seviyedeki özeni göstermemektir.</em></li>



<li><em>Saygısız davranmak: Aynı rütbe veya kıdemde bulunulan ya da amir veya maiyet ilişkisi içinde olunmayan kişilere söz ve hareketlerle sataşmak veya kötü muamelede bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Başkalarını kötülemek: Amirleri, üstleri veya çalışma arkadaşları hakkında ve onların bulunmadığı ortamlarda, onların işlem, eylem ve kişilikleri hakkında kötüleyici veya konuştuğu kişilerde kötü intiba yaratacak tarzda olumsuz sözler söylemektir.</em></li>



<li><em>Askeri nezaket kurallarına uymamak: Nizamlarla belirlenmiş olan askeri görgü, protokol ve davranış kurallarına aykırı bir biçimde tavır ve davranışlarda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Hizmet haricinde yalan söylemek: Amir veya üstü tarafından denetim ve gözetim sorumluluğu kapsamında sorulan sorulara kasten doğru yanıt vermemektir.</em></li>



<li><em>Selamlama yapmamak: Selamlama ile ilgili olarak nizamlarla belirlenmiş kurallara riayet etmemektir.</em></li>



<li><em>Zamana riayet etmemek: Belirli zamanda yapılması gereken faaliyetlerde özürsüz olarak geç kalmaktır.</em></li>



<li><em>Mesai dışında aşırı alkol kullanımı: Mesai dışında sivil veya üniformalı olarak aşırı alkol alarak kişisel veya kurumsal imaj kaybı oluşturacak olumsuz davranışlarda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Görev dönüşü tekmil vermemek: Verilmiş bir emrin icrası veya sonuçları hakkında emri verene bilgi vererek müteakip emirlerini almamaktır.</em></li>



<li><em>Kişisel ve çevre temizliğine dikkat etmemek: Askeri hizmet esnasında belirlenmiş olan kişisel veya çevre temizliği ile ilgili kurallara riayet etmemektir.</em></li>



<li><em>Kendini geliştirmede yetersiz kalmak: Görevini etkin olarak yapabilmesini sağlayacak bilgi ve görgünün kazanılmasında göstermesi gereken gayreti göstermemektir.</em></li>
</ol>



<p><strong>b)&nbsp;Askeri Disiplin Kanunu –&nbsp;Kınama Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Kınama cezası; personele, görevinin icrasında veya hâl ve hareketlerinde kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren disiplinsizlik fiil ve hâlleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em>Amir veya üste nezaketsizlik: Hizmette veya hizmete ilişkin hâllerde amir veya üste karşı saygısızlık teşkil edecek nitelikte olmayan ancak askeri nezaket, protokol ve terbiye kurallarına aykırılık teşkil eden fiillerde bulunmaktır. Askeri nezaket, protokol ve terbiye kurallarının astlara veya maiyete önceden ilan veya tebliğ olunması veya bu disiplinsizliği yapan kişinin makam ve rütbesi itibarıyla bu kuralları biliyor olması gerektiğinin objektif olarak kabul görmesi hâlinde disiplin cezası verilebilir.</em></li>



<li><em>Meslek etiğine aykırı davranışta bulunmak: Önceden ilan veya tebliğ edilmiş olan mesleki etik davranış kurallarına aykırı şekilde tavır ve davranışlarda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Küfürlü konuşmak: Aynı rütbe veya kıdemdeki arkadaşlarına veya astlarına karşı, terbiye ve adaba uygun olmayan sözlerle konuşmaktır.</em></li>



<li><em>Askeri silsileyi bozarak hareket etmek: Müsaade edilmediği hâlde veya durumun gerektirdiği hâller haricinde, herhangi bir talebini askeri silsileye riayet etmeyerek doğrudan daha üst amirlerine iletmektir.</em></li>



<li><em>Uygun olmayan hitaplarda bulunmak: Çevresindekilere; nizamlar, emirler ve askeri teamüller ile belirlenmiş olan hitap şekilleri haricinde hitaplarda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Sorumluluktan kaçmak: Kanun ve nizamlar ile kendisine tevdi edilmiş görevlerin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmekten imtina ettiğini gösterecek tavır ve davranışlarda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Askeri eşyayı uygun kullanmamak: Hizmete tahsisli bir askeri eşyayı düzgün ve talimatlara uygun kullanmayarak onun zarar görmesine veya aşırı yıpranmasına sebebiyet vermektir.</em></li>



<li><em>Sağlığın korunması kurallarına uymamak: Sağlığın korunması veya salgın ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için yetkili makamlarca yürürlüğe konulmuş tedbirlere uymamak veya hizmet verdiği ortamdaki kişilerin sağlığını tehlikeye düşürecek fiillerde bulunmaktır.</em></li>
</ol>



<p><strong>c)&nbsp;Askeri Disiplin Kanunu –&nbsp;Hizmete Kısmi Süreli Devam Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Hizmete kısmi süreli devam cezası; disiplin cezası verilen personele mesai sonrasında günde üç saati ve her hâlde saat 24.00’ü geçmeyecek şekilde, kadro görevinde veya kadro görevi dışında statüsüne uygun askeri hizmetlerin yaptırılmasıdır.</p>



<p>Bu ceza, tatil günleri dışında yerine getirilir ve cezanın yerine getirilmesi sırasında ceza alan personel hizmette sayılır.</p>



<p>Hizmete kısmi süreli devam cezasını gerektiren disiplinsizlik fiil ve hâlleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em>Üste saygısızlık: Hizmette veya hizmete ilişkin hâllerde üste gösterilmesi gereken saygıyı kasıtlı olarak göstermemek veya yetkili olduğu durumlarda üstün yapmış olduğu ikaz, tenkit veya muahezeyi saygı ile kabul edip dinlememektir.</em></li>



<li><em>Görev yerini izinsiz terk etmek: Kıtasından veya görev yerinden yirmi dört saati geçmeyecek şekilde kaçmak veya kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın mesaiye bir tam mesai günü gelmemektir.</em></li>



<li><em>Temaruz: Bazı isteklerini yerine getirmek, kişisel bir menfaat sağlamak, görev veya sorumluluktan kaçmak gibi amaçlarla hastalığını abartmak veya olmadığı hâlde bir rahatsızlığı varmış gibi göstererek sağlık kuruluşlarına sevkini sağlamak suretiyle günlük mesainin bir kısmına katılmamaktır.</em></li>



<li><em>Uygunsuz davranışlarda bulunmak: Türk Silahlı Kuvvetlerine ve temsil ettiği makam, rütbe veya statünün onur ve vakarına uygun olmayan fiillerde bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Ketum davranmamak: Görevi ile ilgili gizli olmayan ancak açıklanmaması gereken bir bilgiyi yetkisiz kişilerin öğrenebileceği bir şekilde açıklamaktır.</em></li>
</ol>



<p><strong>ç)&nbsp;Askeri Disiplin Kanunu –&nbsp;Aylıktan Kesme Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Aylıktan kesme cezası; disiplin cezası verilen personelin, sosyal güvenlik mevzuatına göre hesaplanan prime esas kazanç tutarından 1/20, 1/16, 1/12, 1/10, 1/8 oranlarında kesinti yapılmasıdır. Ceza, aylığı tahakkuk ettiren birimce personelin aylığından kesilmek suretiyle yerine getirilir. Aylıktan kesme disiplin cezasını gerektiren disiplinsizlik fiil ve hâlleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em>Amire saygısızlık: Hizmette veya hizmete ilişkin hâllerde amire gösterilmesi gereken saygıyı kasıtlı olarak göstermemek veya amirin yapmış olduğu ikaz, tenkit veya muahezeyi saygı ile kabul etmemektir.</em></li>



<li><em>Yalan söylemek: Askeri hizmete ilişkin veya görevle ilgili konu ve durumlarda amirlere veya bilgi vermekle yükümlü olduğu kişi ve makamlara kasıtlı olarak gerçeğe aykırı ve yanlış beyanda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Hizmetle ilgisi olmayan emir vermek: Maiyetine hizmetle ilgisi olmayan emir vermektir.</em></li>



<li><em>Maiyetinin gözetiminde ihmal göstermek: Astlarının ve emri altındakilerin denetim, kontrol ve gözetiminde ihmal göstermektir.</em></li>



<li><em>Ayrımcılık yapmak: Görevdeyken dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım yaparak işlem tesis etmek ve bu suretle görev yerinde huzursuzluğa neden olmaktır.</em></li>



<li><em>Yasak edilen yerlere girmek: Resmî üniforma ile genelev, kumarhane, meyhane, bar ve benzeri yerler ile girilmesi garnizon komutanlıklarınca yasaklanmış diğer yerlere girmektir.</em></li>



<li><em>Kayırma talep etmek: Özlük hakları ile ilgili ya da başka bir kişisel menfaat temini için başkalarını aracı koyup, öncelik ve ayrıcalık talep etmektir.</em></li>



<li><em>Maiyetinden hediye kabul etmek: Maiyetinde çalışan personel tarafından verilen ve makul bir seviyenin üstünde maddi değeri olan bir hediyeyi kişisel menfaat elde etmek amacıyla kabul etmektir.</em></li>



<li><em>Hizmetteyken siyasi içerikli konuşmak: Mesai içerisinde veya hizmete ilişkin durumlarda siyasi içerikli konuşmalar yapmaktır.</em></li>



<li><em>Yasaklanmış faaliyetlere katılmak: Yetkili makamlarca yasaklanmış olan toplantı, gösteri, yürüyüş ve benzeri faaliyetlere iştirak etmektir.</em></li>



<li><em>İzinsiz olarak garnizonu terk etmek: İzinli olmadığı hâlde görev yaptığı garnizon hudutlarını terk etmektir.</em></li>



<li><em>Ulaşım güvenliğini ihlal etmek: İzin, istirahat, hava değişimi, terhis ve benzeri nedenlerle görev yerine gidiş ve dönüşlerde terörle mücadele kapsamında emredilen yol güzergâhının dışına çıkmak, belirlenen günler dışında seyahat etmek veya yapılan planlamaya aykırı seyahat etmektir.</em></li>
</ol>



<p><strong>d)&nbsp;Askeri Disiplin Kanunu –&nbsp;Hizmet Yerini Terk Etmeme Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Hizmet yerini terk etmeme cezası; personelin mesai bitiminden sonra görev yaptığı yerden ayrılmayıp resmî daire, kışla, eğitim alanları ile sair yerlerdeki hizmetine devam etmesidir.</p>



<p>Bu ceza disiplin amirleri tarafından 1 ila 3 güne kadar verilebilirken, disiplin kurulları tarafından dört ila on güne kadar verilebilmektedir. Bu disiplin cezası tatil günlerinde uygulanmaz, ara verilir.</p>



<p>Hizmet yerini terk etmeme cezasını gerektiren disiplinsizlik fiil ve hâlleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em><strong>Emre itaatsizlik</strong>: Kasıtlı olarak hizmete ilişkin bir emri tam yapmamak ya da değiştirerek veya sınırını aşmak suretiyle yapmaktır.</em></li>



<li><em>Kısa süreli kaçmak: Kıtasından veya görev yerinden yedi günü aşmayacak ve bu süre içinde kendiliğinden gelecek şekilde kaçmak veya mesaiye gitmemektir.</em></li>



<li><em>İzin süresini geçirmek: İzin, istirahat veya hava değişimi süresini yasal veya kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın altı günü aşmayacak ve bu süre içinde kendiliğinden gelecek şekilde geçirmektir.</em></li>



<li><em>Hizmete mahsus eşyaya zarar vermek: Harp malzemesini veya hizmete tahsis edilmiş bir askeri eşyayı; kasıt, ihmal veya tedbirsizlik sonucu kaybetmek veya hasara uğramasına sebebiyet vermektir.</em></li>



<li><em>Hediye istemek veya borç almak: Maiyetinden veya astlarından hediye istemek veya her ne şekilde olursa olsun borç almaktır.</em></li>



<li><em>Maiyetinin disiplinsizliği hakkında soruşturma yapmamak: Maiyeti tarafından işlenen bir disiplinsizliği öğrenmesine rağmen ceza vermeme takdir yetkisinin bulunduğu hâller dışında kasten disiplin soruşturması yapmayarak disiplinsizliği örtbas etmektir.</em></li>



<li><em>Asta kötü muamele yapmak: Astına, askeri usul ve kurallar dışında kötü davranmak, eziyet amacıyla hizmetini lüzumsuz yere güçleştirmek veya başkaları tarafından kötü muamelede bulunulmasına müsamaha göstermektir.</em></li>



<li><em>Nöbet talimatına aykırı hareket etmek: Maddi bir zarar doğmasına sebebiyet vermeyecek şekilde, ilgili mevzuat kapsamındaki nöbet görevlerini yaparken, nöbet yerini terk etmek veya belirlenmiş ve tebliğ edilmiş olan nöbet talimatındaki kurallara aykırı hareket etmektir.</em></li>



<li><em>Hoşnutsuzluk yaratmak: Çalıştığı mesai ortamında söz veya fiilleri ile hizmetin yerine getirilmesini olumsuz yönde etkilemektir.</em></li>



<li><em>Tahrik: Asker kişileri, amirlerine veya üstlerine karşı itaatsizliğe, saygısızlığa, mukavemet göstermeye veya müessir fiil işlemeye tahrik veya teşvik etmektir.</em></li>



<li><em>Sarhoşluk: Tıbbi raporla ispatlanmak veya gizlenemeyecek derecede olmak şartıyla, göreve sarhoş gelmek veya görevdeyken alkollü içki içmektir.</em></li>



<li><em>Kumar oynamak: Askeri mahâl içinde kumar oynamaktır.</em></li>



<li><em>Yasak edilen malzemeyi bulundurmak: Kıta, karargâh ve kurumlarda ya da görev esnasında bulundurulması veya kullanılması emirle yasak edilen cep telefonu, bilgisayar, radyo, teyp, fotoğraf makinesi gibi görüntü, ses ve benzeri verileri ve bilgileri kaydeden, depolayan veya ileten her türlü cihaz ve aletler ile aksamlarını bulundurmak veya kullanmaktır.</em></li>



<li><em>İzinsiz üyelik: Meslek kuruluşları, dernek ve vakıf üyelikleri ile spor kulüplerinin faal üyeliklerine izin almaksızın girmektir.</em></li>



<li><em>Disiplin cezasının yerine getirilmesine karşı gelmek: Yetkili kişi veya organlar tarafından verilen disiplin cezalarının, idari yaptırımların veya disiplinsizlik nedeniyle verilen görev ve sorumlulukların gereğinin yerine getirilmesine karşı çıkmak ve bu kapsamda yapılması zorunlu olan görev ve yükümlülükleri tam olarak yerine getirmemektir.</em></li>



<li><em>Kavga etmek: Meşru savunmaya ilişkin şartlar saklı kalmak kaydıyla, askeri&nbsp;mahâl&nbsp;içerisinde, fiilen birisine vurmaktır.</em></li>
</ol>



<p><strong>e)&nbsp;Askeri Disiplin Kanunu –&nbsp;Oda Hapsi Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Oda hapsi cezası; bu amaçla tahsis edilecek hapis odasında yerine getirilir. Bu disiplin cezası seferberlik ve savaş zamanında; Kanun’daki tüm disiplinsizlik hallerinde ve hizmet yerini terk etmeme cezası ile cezalandırılmayı gerektiren disiplinsizlik hallerinde disiplin kurulları tarafından on günden otuz güne kadar verilebilir. Barış zamanında ise Türk karasuları dışında bulunan gemilerde görev yapan personele, sadece buralarda bulunduğu süre içinde işledikleri ve hizmet yerini terk etmeme cezası ile cezalandırılmayı gerektiren disiplinsizlikler için verilebilir.</p>



<p><strong>f)&nbsp;Askeri Disiplin Kanunu –&nbsp;Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası, personelin tabi olduğu mevzuat hükümlerine göre Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesi veya durumuna göre sözleşmesinin feshedilmesi sonucunu doğurur. Bu cezayı alan personelin seferberlik ve savaş hâlleri haricinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde herhangi bir şekilde görev alması mümkün değildir.</p>



<p>Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası; kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığında oluşturulacak yüksek disiplin kurulları tarafından verilir ve ilgili kuvvet komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayı ile yerine getirilir. General ve amiraller hakkında ise Genelkurmay Başkanlığında teşkil edilecek yüksek disiplin kurulu tarafından verilir ve yerine getirilir.</p>



<p>Silahlı kuvvetlerden ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlik fiil ve hâlleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em>Aşırı borçlanmak ve borçlarını ödeyememek: Nafaka, trafik kazası, doğal afet, personelin öngöremeyeceği şekilde ülke genelinde yaşanan olağanüstü ekonomik dalgalanmalar, ani&nbsp;devalüasyonlar, sağlık ve tedavi giderleri ile kefillik ve benzeri zorunluluk hâlleri hariç olmak üzere, aşırı derecede borçlanmaya düşkün olmak ve bu borçlarını ödememeyi alışkanlık hâline getirmektir.</em></li>



<li><em>Ahlaki zayıflık: Görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olmak veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı, utanç verici veya toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Hizmete engel davranışlarda bulunmak: Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Gizli bilgileri açıklamak: Yetkisi olmadığı hâlde, devletin güvenliği ile iç ve dış siyasi yararlarına ilişkin elde ettiği gizli bilgileri yetkisiz kişi ve kuruluşlara vermek, ulaştırmak veya açıklamaktır.</em></li>



<li><em>İdeolojik veya siyasi amaçlı faaliyetlere karışmak: Siyasi partilere girmek, ideolojik veya siyasi faaliyetlere karışmak, ideolojik veya siyasi amaçlarla disiplini bozucu tavır ve davranışlarda bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Uzun süreli firar etmek: Geçerli bir mazereti olmaksızın kesintisiz olarak bir yıldan fazla süre ile izin süresini geçirmek veya firar hâlinde bulunmaktır.</em></li>



<li><em>Disiplinsizliği alışkanlık hâline getirmek: Disiplini bozucu tavır ve davranışlarda bulunmayı alışkanlık hâline getirmek veya aldığı disiplin cezalarına rağmen ıslah olmamaktır.</em></li>



<li><em>İffetsiz bir kimse ile evlenmek veya böyle bir kimse ile yaşamak: İffetsizliği anlaşılmış olan bir kimse ile bilerek evlenen veya evlilik bağını devam ettirmekte veya böyle bir kimseyi yanında bulundurmakta veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile&nbsp;nikahsız&nbsp;olarak devamlı surette yaşamakta ısrar etmektir.</em></li>



<li><em>Gayri tabii mukarenette bulunmak: Bir kimseyle gayri tabii mukarenette bulunmak yahut bu fiili kendisine rızasıyla yaptırmaktır.</em></li>
</ol>



<p>Bazı disiplinsizlik hâllerinin alışkanlık hâline getirilmesi halinde sözleşmeli subay ve astsubaylar hariç subaylar, astsubaylar ve uzman jandarmalar hakkında silahlı kuvvetlerden ayırma cezası verilir. Kanun’un 21. maddesine göre ayırma cezası verilecek hâller:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em>En son alınan disiplin cezasının kesinleştiği tarihten geriye doğru son bir yıl içinde on sekiz disiplin cezası puanı veya en az iki farklı disiplin amirinden toplam on iki defa veya daha fazla disiplin cezası almak.</em></li>



<li><em>En son alınan disiplin cezasının kesinleştiği tarihten geriye doğru son beş yıl içinde otuz beş disiplin cezası puanı veya en az iki farklı disiplin amirinden toplam yirmi beş defa veya daha fazla disiplin cezası almak.</em></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Askeri Öğrenciler Hakkında Verilebilecek Disiplin Cezaları</strong></h2>



<p>Kanun’un 22. maddesine göre, Askeri Öğrenciler hakkında verilebilecek disiplin cezaları şu şekildedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kınama
<ul class="wp-block-list">
<li>Kınama cezası; öğrencinin, disiplinsizlik teşkil eden davranışlarda bulunduğunun somut olarak tespit edilmesi ve bunun yazı ile bildirilmesidir.</li>
</ul>
</li>



<li>İzinsizlik
<ul class="wp-block-list">
<li>İzinsizlik cezası; öğrencinin, hafta sonu tatilinden faydalandırılmamasıdır.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<p>Kanun, nizam ve emirlerle verilmiş görev ve sorumlulukları yerine getirmeyen veya uyulması zorunlu olan kurallara uymayan veya yasaklanan fiilleri yapan askeri öğrenciler hakkında durumun niteliğine göre yukarıdaki disiplin cezalarından biri verilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Erbaş ve Erler Hakkında Verilebilecek Disiplin Cezaları</strong></h2>



<p>Kanun’un 25. maddesine göre, Erbaş ve Erler hakkında verilebilecek disiplin cezaları şu şekildedir:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İzinsizlik</li>



<li>İlave hizmet yükleme</li>



<li>Oda hapsi</li>



<li>Hizmetten men</li>
</ol>



<p>Kanun’un 25/2. maddesine göre; izinsizlik, ilave hizmet yükleme ve oda hapsi cezaları disiplin amirleri tarafından verilirken hizmetten men cezası disiplin kurulları tarafından verilmektedir.</p>



<p><strong>a) İzinsizlik Disiplin Cezası</strong></p>



<p>İzinsizlik cezası, erbaş ve erin hafta sonu tatilinden faydalandırılmamasıdır.</p>



<p>İzinsizlik disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâller; uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezasını gerektiren disiplinsizlik hâlleri ile nitelik ve ağırlıkları açısından benzer diğer eylemleri kapsamaktadır.</p>



<p><strong>b) İlave Hizmet Yükleme Disiplin Cezası</strong></p>



<p>İlave hizmet yükleme cezası; erbaş ve erin, mesai içinde, mesai sonrasında veya hafta sonu tatil günlerinde, nöbet hizmeti dâhil askeri hizmetlerde veya disiplinsiz davranışının ıslah edilmesine katkı sağlayacağı değerlendirilen ve bu kapsamda cezayı veren disiplin amirleri tarafından belirlenen bir vazifede aralıklı veya sürekli olarak ve günde sekiz saatten fazla olmamak üzere görevlendirilmesidir.</p>



<p>İlave hizmet yükleme disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâller; uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezasını gerektiren disiplinsizlik hâlleri ile nitelik ve ağırlıkları açısından benzer diğer eylemleri kapsamaktadır.</p>



<p>İlave hizmet yükleme disiplin cezası ve izinsizlik disiplin cezası disiplin amiri tarafından takdir edilerek erbaş ve erin hizmet ve disiplin geçmişi göz önüne alınarak verilir veya olumlu bir geçmiş söz konusu ise disiplin cezası verilmeyebilir.</p>



<p><strong>c) Oda Hapsi Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Oda hapsi cezası; bu amaçla tahsis edilecek hapis odasında yerine getirilir. Bu disiplin cezası seferberlik ve savaş zamanında; Kanun’daki tüm disiplinsizlik hallerinde ve hizmetten men cezası ile cezalandırılmayı gerektiren disiplinsizlik hallerinde disiplin kurulları tarafından on günden otuz güne kadar verilebilir. Barış zamanında ise Türk karasuları dışında bulunan gemilerde görev yapan personele, sadece buralarda bulunduğu süre içinde işledikleri disiplinsizlikler için verilebilir.</p>



<p><strong>ç) Hizmetten Men Disiplin Cezası</strong></p>



<p>Hizmetten men cezası; disiplinsizlik yapan erbaş ve erin, bozulan disiplinin yeniden tesis edilmesi amacıyla günlük hizmetten uzaklaştırılmasıdır. Bu ceza disiplin kurulları tarafından verilir. Hizmetten men disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâller; aylıktan kesme ve hizmet yerini terk etmeme cezalarını gerektiren hâlleri kapsamaktadır. Verilecek disiplin cezası yedi günden az olmamak üzere on beş güne kadar verilebilir.</p>



<p>Hizmetten men cezası veya seferberlik ve savaş hâllerinde disiplin kurulları tarafından oda hapsi cezası verilmesini gerektiren disiplinsizlik hâllerinde, erbaş ve erin olumlu hizmet ve disiplin geçmişi göz önüne alınarak disiplin amirleri tarafından daha alt bir ceza olan izinsizlik veya ilave hizmet yükleme cezalarından birisi verilebilir. Bu durumda, erbaş ve erler disiplin kuruluna sevk edilmezler.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Askeri&nbsp;<strong>Disiplin Cezası Verme Görev ve Yetkisi</strong></h2>



<p>Disiplinsizlik yaptığı belirlenen personele Kanun’undaki yetki sıralamasına göre disiplin amiri tarafından disiplinsizliğine uygun bir ceza verilir. Kanun’un 8. maddesine göre, disiplin amiri olabilmek için; amir konumunda olunması, disiplin cezası verilecek personelden rütbe veya kıdemce büyük olunması, disiplin cezası verilecek kişinin subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş statüsünde olması hâlinde bu personele sicil verme yetkisinin bulunması gerekir.</p>



<p>Disiplin amiri, maiyetindeki bir kişinin disiplinsizlik teşkil edecek fiil veya tutumunu herhangi bir şekilde öğrenmesiyle birlikte olayın araştırılması gerektiğine kanaat getirirse yazılı olarak bir soruşturmacı görevlendirebilir veya şahsen bu bir disiplin soruşturması yürütür.</p>



<p>Belirli istisnalar haricinde belli hâllerde ilgili personelin üst disiplin amirleri tarafından da disiplin soruşturması yapılabilir ve disiplin cezası verilebilir. Bu hâller:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Disiplinsizlik, daha ağır bir disiplin cezası verilmesi amacıyla kendisine iletilmiş veya kendisi tarafından buna gerek görülmüşse</li>



<li>Disiplinsizliğe bizzat şahit olmuşsa</li>



<li>Disiplinsizlik, resmî saygınlığına ve makamına karşı işlenmişse</li>



<li>Disiplinsizlik, emri altında bulunan çeşitli kıta, karargâh ve kurumlara bağlı birden fazla kişi tarafından işlenmişse</li>



<li>Bu Kanuna göre cezalandırılması zorunlu olan bir disiplinsizlik, bilinmesine rağmen kendinden önceki disiplin amirleri tarafından cezasız bırakılmışsa üst disiplin amirleri tarafından da disiplin soruşturması yapılabilir ve disiplin cezası verilebilir.</li>
</ul>



<p>Ancak, bu yetkinin üst disiplin amiri tarafından kullanılmaması durumunda, disiplin cezası verme görev ve yetkisi disiplin amiri tarafından kullanılabilir.</p>



<p>Disiplin amirlerinin maiyetine hatalarını göstermesi, maiyetini eleştirmesi, sözlü ya da yazılı olarak uyarıda bulunması disiplin cezası olarak nitelendirilemez. Disiplin cezası ancak yukarıda sayılan hâllerde meydana gelir.</p>



<p>Disiplin amirlerinin yanı sıra disiplin kurulu da ceza verme görev ve yetkisine sahiptir. Kanun’un 36. maddesine göre, disiplin amirleri tarafından sevk edilmesi halinde; subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaşlar ile sözleşmeli erbaş ve erlerin hizmet yerini terk etmeme cezası gerektiren disiplinsizliklerine ilişkin tahkikatı yapmak veya yaptırmak ve hizmet yerini terk etmeme ile cezalandırmakla, disiplin amirleri tarafından sevk edilmesi halinde; erbaş ve erlerin hizmetten men cezası gerektiren disiplinsizliklerine ilişkin tahkikatı yapmak veya yaptırmak ve hizmetten men cezası ile cezalandırmakla, seferberlik ve savaş halinde işlenen ve disiplin kurullarının görevine giren disiplinsizliklerde hizmet yerini terk etmeme veya hizmetten men cezası yerine oda hapis cezası vermeye görevli ve yetkilidir.</p>



<p>Disiplinsizliğin disiplin kuruluna sevk edilmesi ile yürütülen tahkikat sonucunda, disiplin cezası verilmesine yer olmadığına veya disiplin cezası verilmesine yahut kurulun yetkisizliğine karar verilebilir.</p>



<p><strong>Askeri Disiplinsizliğin Meydana Gelmesi ve Cezalandırılması</strong></p>



<p>Disiplinsizlik, Kanun’da ayrıca hüküm bulunmayan hâllerde kasten veya taksirle işlenebilmektedir. Yani disiplinsizliğin mevcudiyeti için kasten yapılması şart değildir. Ancak aynı fiil nedeniyle Kanun’daki disiplin cezalarından birden fazla ceza verilemeyeceği gibi bir fiil ile birden fazla disiplinsizliğin meydana gelmesi hâlinde ağır olan disiplin cezası verilmesi gerekmektedir.</p>



<p>Ayrıca, bir fiilin diğer kanunlarda idari bir yaptırıma bağlanmış olması veyahut bu fiil nedeniyle ilgili kişi hakkında adli soruşturma ve kovuşturma yapılması aynı fiil nedeniyle disiplin soruşturması ve tahkikat yapılmasını, disiplin cezası verilmesini ve bu cezanın yerine getirilmesini engellememektedir.</p>



<p>İlgili kişi hakkında disiplin cezası verilirken ölçülü, adaletli ve hakkaniyetli şekilde takdir hakkı kullanılması ve bu gerekçeli olarak kullanılmalıdır. Bu takdir hakkının, disiplinsizliğin işleniş biçim, işlendiği zaman ve yer, askeri hizmete olumsuz etkisinin ağırlığı, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, personelin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, personelin önceki disiplin durumu, personelin samimi ikrarı ve gösterdiği pişmanlık dikkate alınır.</p>



<p>Kanun’un Silahlı Kuvvetlerden Ayırma disiplin cezasını düzenleyen 13. maddedeki istisnalar haricinde disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından savunma alınmadan disiplin cezası verilemez. İsnat olunan hususlar ilgilisine bildirilerek üç iş gününden az ve on iş gününden fazla olmamak üzere savunma için süre verilir. Ancak bu sürelere riayet etmeyen ilgili savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Askeri&nbsp;<strong>Disiplin Cezalarında Zamanaşımı</strong></h2>



<p>Kanun’un 39. maddesine göre; <em><strong>“Disiplin amirleri tarafından, disiplinsizliğin kendileri tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay ve her hâlde disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez. Fiil, inceleme ve araştırma yapmayı gerektirmiş ise, bir ay içerisinde inceleme ve araştırmaya başlanmış olmak ve altı ayı geçmemek kaydıyla, inceleme ve araştırma için geçen süre bir aylık süreye dâhil edilmez.”</strong></em></p>



<p>Disiplin kurullarında yapılacak tahkikatlarda, fiil disiplin amirinin öğrenmesinden itibaren altı ay ve her halde cezayı gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. Yani disiplin amirinin öğrenmesiyle birlikte disiplin kuruluna sevk edilen dosya altı ay içinde ve her halde iki yıl içinde sonuçlandırılmak zorundadır.</p>



<p>Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasını gerektirecek durumlarda ise disiplin amirinin tespitinden itibaren bir yıl ve her halde fiil ve halin meydana geldiği tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra yüksek disiplin kurulu tarafından ceza verilmesi mümkün değildir.</p>



<p>Yukarıda belirtilen zamanaşımı süreleri disiplinsizliğin mahkeme, savcılık, disiplin kurulu tarafından cezayı gerektirdiği anlaşılırsa buna ilişkin kararın yetkili merciye iade edildiği tarihten itibaren başlamaktadır.</p>



<p>Şayet fiilin hatalı olarak nitelendirildiği veya düzeltilebilir bir şekil noksanlığının varlığı mahkeme tarafından tespiti ve iptali halinde, kararın kesinleştiği tarihteki yetkili disiplin kurulu veya disiplin amiri, kararın tebliği ile birlikte belirtilen süreler içinde yeniden değerlendirme yapar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Askeri&nbsp;<strong>Disiplin Cezalarına Karşı İtiraz Yolu</strong></h2>



<p>Disiplin amirleri ve disiplin kurulları tarafından verilen bütün disiplin cezalarına karşı itiraz mümkündür. Yani bu disiplin cezalarına karşı idare mahkemelerinde iptal davası açmadan önce yetkili merciye itiraz edilerek söz konusu cezanın kaldırılması mümkündür.</p>



<p>Disiplin amirleri tarafından verilen disiplin cezalarına karşı, cezanın tebliğinden itibaren üç iş günü içinde bir üst disiplin amirine itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir. İtiraz halinde, üst disiplin amiri beş iş günü içinde karara bağlar. İtiraz haklı görülürse, üst disiplin amiri verilen cezayı hafifletebileceği gibi kaldırabilir. Aksi halde itiraz reddedilir. Kabul veya ret kararı itiraz edene tebliğ edilerek kesinleşir.</p>



<p>Disiplin kurulu tarafından verilen kararlara karşı tebliğden itibaren beş iş günü içinde teşkilatında disiplin kurulu kurulan komutan veya askeri kurum amiri ile hakkında karar verilen kişi tarafından bir üst komutanlığın disiplin kuruluna iletilmek üzere itiraz edilebilir. Süresinde itiraz edilmemesi halinde ceza kesinleşir. İtiraz üzerine üst komutanlık disiplin subayı tarafından, beş iş günü içinde gerekli inceleme yapılarak dosya disiplin kuruluna sevk edilir. Disiplin kurulu en geç on iş günü içinde dosyayı inceleyerek karar verir. Gerekirse tahkikat yapabilecek olan disiplin kurulu, itirazı yerinde görürse yeni kararı kendisi verir aksi halde itirazı reddeder. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Askeri&nbsp;<strong>Disiplin Cezalarına Karşı Yargı Yolu ve İptal Davası</strong></h2>



<p>Kanun’un 43. maddesine göre, <em><strong>“Askerî öğrenciler ile erbaş ve erler hakkında verilen disiplin cezaları ile subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2023/10, K.: 2023/72 sayılı Kararı ile.) kınama (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2023/10, K.: 2023/72 sayılı Kararı ile.) cezaları hariç bu Kanunda yer alan disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabilir. Seferberlik ve savaş zamanında ise yüksek disiplin kurulları tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası hariç bu Kanunda yer alan diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışındadır.”</strong></em></p>



<p>Buna göre; kınama cezaları hariç bu kararlara karşı önce itiraz yolu işletilebileceği gibi idare mahkemeleri nezdinde iptal davası açılması da mümkündür.</p>



<p><strong>Anayasa Mahkemesi, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunun 43. maddesi 7329 sayılı kanunla değiştirilen UYARMA ve KISMİ SÜRELİ HİZMETE DEVAM cezalarına itiraz edememe ve idari dava açamama maddesini iptal etmiştir. Bu cezalarında yargı denetiminde olması gerektiği kararını vermiştir. Bu cezalara karşı da idari yargıda itiraz davaları açılabilir.</strong></p>



<p>Kanun’un 43/2. maddesine göre,&nbsp;<em>“</em><em>Dava açma süresi, cezanın kesinleşmesinden itibaren başlar.”&nbsp;</em>Yani itiraz üzerine kesinleşen veya itiraz edilmeden kesinleşen disiplin cezalarına karşı iptal davası bu cezanın kesinleşmesi ve ilgilisine tebliğinden itibaren başlamaktadır.</p>



<p>İtiraz üzerine veya itiraz edilmeden kesinleşen disiplin cezalarına karşı açılacak iptal davası genel iptal davası hükümlerine tabidir. Buna göre disiplin cezası kararının kesinleşmesi ile tebliğden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemeleri nezdinde iptal davası açılır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Askeri&nbsp;<strong>Disiplin Cezalarına Karşı Açılan İptal Davalarında Yürütmeyi Durdurma</strong></h2>



<p>Disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından tesis edilen disiplin cezası kararlarına karşı iptal davası açılsa dahi bu dava disiplin cezasının uygulanmasını durdurmamaktadır. Yani verilen disiplin cezası kurum tarafından uygulanmaya devam etmektedir.</p>



<p>Buna karşın İdari Yargılama Usulü Kanunu madde 27 gereğince&nbsp;<em>“idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda”&nbsp;</em>idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilebilmektedir. Yani her ne kadar verilen disiplin cezasına karşı iptal davası açılması uygulanmasını engellemiyor ise de talep halinde bu disiplin cezasının uygulanması durdurulabilecektir.</p>



<p>Yürütmenin durdurulmasına ilişkin verilen kararları davalı idare gecikmeksizin yerine getirmeye mecburdur. Kanun’un 28. maddesine göre, yerine getirilmesi gereken karar idareye tebliğinden itibaren 30 gün içinde yerine getirilmek zorundadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Askeri Disiplin Hukukunda&nbsp;<strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesine göre, <strong><em>“idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları”</em> </strong>idari dava türü olarak sayılmış ve idare mahkemesinin görev alanına girdiği belirtilmiştir.</p>



<p>Her ne kadar Kanun’un 43. maddesinde görevli mahkemenin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olduğu düzenlemişse de 21/07/2017 kabul tarihli Kanun ile Askeri Yüksek İdare Mahkemeleri’nin kaldırılması nedeniyle görevli mahkeme genel görevli olan idare mahkemeleridir. Yani askeri disiplin cezalarına karşı idare mahkemelerinde dava açılmaktadır.</p>



<p>İYUK’un 33/2 ve 33/3 maddesine göre, <em><strong>“Kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesi, emekli edilmeleri veya görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlisinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir. Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal hakları ve mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.”</strong></em></p>



<p>Buna göre Silahlı Kuvvetlerden Ayırma disiplin cezasına karşı açılacak iptal davalarında yetkili idare mahkemesi personelin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir. Bunun yanında; subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından barış zamanında verilmiş olan aylıktan kesme, hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezalarına karşı açılacak iptal davalarında yetkili idare mahkemesi ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.</p>



<p><strong>ÖZET OLARAK;</strong></p>



<p>Askeri personellerimize verilen çeşitli disiplin cezalarına karşı İdare Mahkemelerinde dava açılabilmesi mümkündür. Bahse konu disiplin cezaları yeri geldiğinde personelin mesleğinden olmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple hak kaybına uğranılmaması adına davanın profesyonel bir avukat tarafından titizlikle takip edilmesini önermekteyiz. Özağır Hukuk ve Danışmanlık olarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.  </p>



<h2 class="wp-block-heading"></h2>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/6413-sayili-askeri-disiplin-kanunu-askeri-disiplin-cezalari/">6413 Sayılı Askeri Disiplin Kanunu, Askeri Disiplin Cezaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/6413-sayili-askeri-disiplin-kanunu-askeri-disiplin-cezalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memur Disiplin Cezaları ve Memur Disiplin Soruşturması</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/memur-disiplin-cezalari-ve-memur-disiplin-sorusturmasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/memur-disiplin-cezalari-ve-memur-disiplin-sorusturmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 14:23:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2879</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memur Disiplin Cezaları ve Memur Disiplin Soruşturması Memur disiplin cezaları ile memur disiplin soruşturması bakımından; Memur disiplin hukuku, devlet memurlarının görevlerini yerine getirirken kurallara uymakla yükümlü oldukları ve uymadıkları durumlarda disiplin cezası alabilecekleri hukuki düzenlemelerin tümünü içermektedir. Bu düzenlemeler, devlet memurlarının hukuki sorumluluklarını, disiplin cezası alma yetkisini, disiplin cezasının verilmesi ve uygulanması sürecini, disiplin cezasına [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/memur-disiplin-cezalari-ve-memur-disiplin-sorusturmasi/">Memur Disiplin Cezaları ve Memur Disiplin Soruşturması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading"><strong>Memur Disiplin Cezaları ve Memur Disiplin Soruşturması</strong></h2>



<p>Memur disiplin cezaları ile memur disiplin soruşturması bakımından; Memur disiplin hukuku, devlet memurlarının görevlerini yerine getirirken kurallara uymakla yükümlü oldukları ve uymadıkları durumlarda disiplin cezası alabilecekleri hukuki düzenlemelerin tümünü içermektedir. Bu düzenlemeler, devlet memurlarının hukuki sorumluluklarını, disiplin cezası alma yetkisini, disiplin cezasının verilmesi ve uygulanması sürecini, disiplin cezasına itiraz edebilme hakkını, vb. konuları düzenlemektedir. Memur disiplin hukuku, devlet memurlarının görevlerini etkili ve dürüst bir şekilde yerine getirmelerini sağlamak amacını taşımaktadır. Memur disiplin cezaları, kamu görevlilerinin yaptıkları disipline aykırı davranışlar sonucunda uygulanabilecek cezalardır. Bu cezalar genellikle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (DMK) ve ilgili mevzuatlar çerçevesinde belirlenir ve uygulanır. </p>



<p><strong>Memur Disiplin Soruşturması&nbsp;</strong><br>Disiplin soruşturması, bir kurumda çalışan bir memurun yaptığı bir suça veya kurallara aykırı davranışa ilişkin olarak yürütülen inceleme ve araştırmadır. Bu soruşturma, memurun disiplin cezası almasına veya memurluktan çıkarılmasına yol açabilir. Disiplin soruşturması, kurumun disiplin amirleri veya disiplin kurulları tarafından yürütülür.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-1"><strong>Memur Disiplin Soruşturması Nasıl Yapılır?</strong></h3>



<p>Disiplin amirleri, memura işlediği disiplin suçları için doğrudan disiplin cezası verme yetkisi yoktur. Öncelikle disiplin soruşturması yapılması gerekir. Bu süreç, disiplin amiri tarafından atanmış bir soruşturmacının (muhakkik) yürütmekte olduğu bir süreçtir. Soruşturmacı, soruşturmayı yürütmekte olan memurun eşit veya daha üst bir görevde bulunması gerekir. Soruşturmacı, disiplin amirinin disiplin cezası verme yetkisinden daha geniş bir yetkiye sahiptir. Bu yetkiler arasında, her türlü evrakı inceleme, belgeler isteme, keşif yapma, tanık dinleme, hakkında soruşturma yapılan memurun ifadesini alma ve disiplin soruşturma raporu hazırlama gibi işlemler yer almaktadır. Soruşturmacının görevi, hakkında soruşturma yürüttüğü memurun leh ve aleyhine tüm delilleri toplamaktır.</p>



<p>Disiplin soruşturmasının yapılması ve karar verilmesinde, hakkında soruşturma yapılacak memurun görev yaptığı yerde bulunan disiplin amirleri yetkili olarak kabul edilir. Bu amirler, soruşturma başlamadan önce atama yetkisi olan kişilerden izin almaya gerek duymazlar. Yasalar gereği, doğrudan soruşturmaya başlamaları gerekir, aksi takdirde soruşturmanın açılması için belirlenmiş 1 ve 6 aylık süreler geçebilir.</p>



<p>Devlet Memurları Kanunu&#8217;nun 127. maddesi kapsamında, fiil ve hâllerin disiplin âmiri tarafından tespit edildiği tarihten itibaren disiplin soruşturmasına başlanması gerekmektedir. Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması gerektiren hâllerde 1 ay içinde, devlet memurluğundan çıkarma cezası gerektiren hâllerde ise 6 ay içinde disiplin soruşturmasına başlanması zorunludur. Eğer bu süre içinde disiplin soruşturmasına başlanmazsa, disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca ise disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez.</p>



<p>Kamu görevlileri için disiplin cezasının uygulanması için öncelikle bir disiplin soruşturması yapılması gerekir. Eğer devlet memurları tarafından 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu&#8217;nun 125. maddesinde belirtilen fiil veya hâller işlenmişse, ilgili memurun disiplin amiri hemen disiplin soruşturmasına başlar. Ancak, eğer disiplin cezasının uygulanacağı memur, disiplin aykırı fiilin mağduru ise, disiplin amiri soruşturmayı yürütemez veya soruşturmacı atayamaz. Bu durumda, disiplin amiri, fiil veya hâli tutanakla tespit eder ve daha yüksek bir disiplin amirine veya bir derece alt disiplin amirine bildirir.</p>



<p>Disiplin Amiri Soruşturmacı Atarken; Disiplin soruşturması yapılmadan kamu görevlisine disiplin cezası uygulanamaz. Soruşturmacı atama işlemi, disiplin amiri tarafından yapılır ve atanacak kişi, disiplin amirinin eşit seviyede bir görevde olmalıdır. Disiplin soruşturması, bir muhakkik tarafından yürütülürse muhakkik tarafından yürütülür, ancak muhakkik görevlendirilmemişse disiplin âmiri tarafından yürütülür. Eğer muhakkik, görevlendirilen fiil veya hâlin dışında yeni bir disipline aykırı fiil veya hâl tespit ederse, kendiliğinden soruşturma yapamaz ve durumu disiplin âmirine yazılı olarak bildirir. Ancak, disiplin âmiri tarafından kendisine yazılı olarak ek soruşturma izni verilirse, bu konularda da soruşturma yapabilir.</p>



<p><strong>Memur disiplin soruşturması raporu;</strong><br>Disiplin Soruşturma Raporu, Disiplin amiri tarafından atanmış olan soruşturmacı tarafından hazırlanmalıdır. Raporda, soruşturmanın oluru, soruşturmacının atanma yazısının tarihi ve numarası, disiplin cezasını gerektiren fiilin tarihi, soruşturmanın başlama tarihi, soruşturma konusu olan memurun kimliği, müşteki veya mağdurun kimliği, soruşturmanın konusu olan olayın tarihi ve yeri, memurun savunması, leh ve aleyhindeki deliller ve sonuç olarak olay hakkında tahlil ve değerlendirmeler bulunmalıdır. Raporun sonunda, hangi fiil ve halin hangi disiplin cezasını gerektirdiği belirtilmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-2"><strong>Memur Disiplin Soruşturmasını Kim Açar?</strong></h3>



<p>Disiplin soruşturması, yetkili amirler tarafından belirlenen kurallar dahilinde açılabilir. Amirler, disiplin soruşturmasını başlatma yetkisine sahiptir. Ancak, disiplin amiri görevinde bulunmuyorsa, vekaleten görevlendirilmiş yardımcıların da soruşturma açabilme yetkileri olabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-3"><strong>Disiplin Soruşturması Ne Zaman Başlar?</strong></h3>



<p>Disiplin amiri, bilgi edindiği anda derhal disiplin soruşturmasını başlatmak zorundadır, çünkü disiplin soruşturması konusu fiil veya durumun öğrenilmesinden itibaren zamanaşım süreleri başlamaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-4"><strong>Disiplin Soruşturmasında İki Kez Ceza Verilir mi?</strong></h3>



<p>Eşit derecede cezayı gerektiren ancak farklı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezasının üçüncü kez uygulandığında, bir derece daha ağır bir ceza verilir. Tekrarlanma sebebiyle, daha ağır bir ceza verildikten sonra tekrar oluşan esas disiplin suçu işlenirse, iki derece daha yüksek bir disiplin cezası verilemez.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-5"><strong>Disiplin Soruşturmasında Savunmayı Kim Alır?</strong></h3>



<p>Savunma, raporu verdikten sonra ceza veren yetkili amir veya disiplin kurulu tarafından soruşturmacının teklifiyle alınır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-6"><strong>Savunmadan Sonra Kaç Gün İçinde Ceza Verilir?</strong></h3>



<p>Savunmanın sonrasında ne kadar sürede ceza verilir?<br>Disiplin amirleri, uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını, soruşturmanın tamamlandığı günü takip eden 15 gün içinde vermekle yükümlüdürler.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-7"><strong>Devlet Memuruna Verilebilecek En Ağır Ceza Nedir?</strong></h3>



<p>Devlet memuruna verilebilecek en ağır disiplin cezası nedir?<br>Ayrıca, ticaret yapmak, devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak, ayrımcılık yapmak, siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak gibi hallerde de verilebilir. En ağır disiplin cezası olup bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılmaktır</p>



<p>Devlet memurları, kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yönetmelikler tarafından emredilen görevleri yerine getirmemesi, yapması zorunlu olan şeyleri yapmamakta veya yasaklanmış işleri yapmakta olanlar için, durumun niteliği ve ağırlık derecesine göre, 125. maddede belirtilen disiplin cezalarından birisi verilir.</p>



<p><strong>Memur Disiplin Cezaları İse;</strong><br>Türkiye&#8217;de Memur disiplin cezaları kanunlar ile belirlenir ve her ülkenin kendi yasalarına göre değişebilir.</p>



<p>Memur disiplin cezaları, devlet memurlarının görevlerini yerine getirirken kurallara uymadıkları durumlarda alabilecekleri cezalardır. Genellikle memur disiplin cezaları şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Uyarma Cezası</li>



<li>Kınama Cezası</li>



<li>Aylıktan Kesme Cezası</li>



<li>Kademe İlerlemesinin Durdurulması Cezası</li>



<li><u>Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası</u></li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-8"><strong>Memur Uyarma Cezası</strong></h3>



<p>Devlet memurları, görevlerini yerine getirirken kurum veya organizasyonun belirlediği disiplin kurallarına uymakla yükümlüdürler. Bu kurallara uymadıkları takdirde, disiplin cezası alabilirler. Disiplin cezası olarak verilebilecek en hafif ceza, uyarma cezasıdır. Uyarma cezası, memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.</p>



<p>Devlet memurlarının yerine getirmeleri gereken görevleri yerine getirmemesi durumunda, yasaklanmış işleri yapmaları durumunda veya görevleri yerine getirirken uymaları gereken kuralları ihlal etmeleri durumunda, 125. maddede belirtilen disiplin cezalarından birisi verilebilir.&nbsp;</p>



<p>Bu cezalar arasında uyarma cezası da bulunmaktadır. Uyarma cezası, memura görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiği yazılı olarak bildirilir. Bu ceza, görevlerin tam ve zamanında yerine getirilmemesi, kurumların belirlediği usul ve esasların yerine getirilmemesi, resmi belgelerin, araçların ve ekipmanların korunmaması, usulsüz müracaat veya şikayetler, vakarına yakışmayan tutum ve davranışlar, kayıtsızlık veya ilgisizlik, kılık kıyafet hükümlerine uymamak veya işbirliği içinde yapılması gerektiği halde işbirliği yapmamak gibi hallerde verilebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-9"><strong>Memur Kınama Cezası</strong></h3>



<p>Kınama: Memura, yazılı olarak görevinde ve davranışlarında hatalı, kusurlu olduğunun iletilmesidir.</p>



<p>Kınama cezası gereken davranışlar şunlardır:</p>



<p>-Görevlerin yerine getirilmesinde ve resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanımı ve bakımında kusurlu davranmak.<br>-Eşlerinin veya çocuklarının kazanç getiren faaliyetlerini belirlenen sürede kuruma bildirmemek.<br>-Görev sırasında amire saygısız davranmak.<br>-Devlet memurluğu itibarını ve güven duygusunu sarsacak davranışlarda bulunmak.<br>-Devletin resmi araç, gereç ve eşyalarını özel işlerinde kullanmak.<br>-Devletin resmi belge, araç, gereç ve eşyalarını kaybetmek.<br>-İş arkadaşlarına, maiyetine ve iş sahiplerine kötü muamelede bulunmak.<br>-İş arkadaşlarına ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak.<br>-Görev mahallinde genel ahlak ve edep dışı davranışlarda bulunmak ve bu tür yazı, yazmak, işaret, resim ve benzeri şeyler çizmek ve yapmak.<br>-Verilen emirlere itiraz etmek.<br>-Borçlarını kasten ödemeyerek hakkında yasal yollara başvurulmasına neden olmak.<br>-Kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak.<br>-Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-10"><strong>Aylıktan Kesme Cezası</strong></h3>



<p>-Görevleri tam ve zamanında yerine getirmemek, emir ve talimatları yerine getirmemek, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak veya hor kullanmak,<br>-Özürsüz olarak göreve gelmemek,<br>-Devlet malını özel menfaat sağlamak için kullanmak,<br>-Görevle ilgili konularda yükümlü olduğu kişilere yalan ve yanlış bilgi vermek,<br>-Görev sırasında amirine saygısızlık etmek,<br>-Görev yeri sınırları içerisinde izinsiz olarak herhangi bir yerin kullanımına yardımcı olmak,<br>-Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlar sergilemek.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-11"><strong>Kademe İlerlemesi Cezası</strong></h3>



<p>&#8220;Kademe ilerlemesinin yavaşlatılması : Memurun, bulunduğu kademe seviyesinde ilerlemesinin 1 &#8211; 3 yıl boyunca yavaşlatılmasıdır. Bu cezayı hak etmek için yapılması gereken fiil ve durumlar şunlardır:<br></p>



<p>-Görev yerinde alkol alarak görev yapmak veya görev yerinde alkol içmek,<br>-Özürlü olmadan veya aralıksız olarak 3 &#8211; 9 gün boyunca göreve gelmemek,<br>-Görevi ile ilgili olarak herhangi bir şekilde çıkar sağlamak,<br>-Amir veya maiyetindeki kişilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı hareket veya davranışlar yapmak,<br>-Görev yeri sınırları içinde izinsiz olarak herhangi bir yeri toplantı, tören ve benzeri amaçlarla kullanmak veya kullandırmak,<br>-Gerçeğe aykırı rapor ve belgeler hazırlamak,<br>-Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak,<br>-Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep gibi ayrımlar yapmak veya kişilerin yarar veya zararını hedef alan davranışlar sergilemek,<br>-Belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak,<br>-Yasaklanmış bilgileri açıklamak,<br>-Amir, maiyet, iş arkadaşları veya iş sahiplerine hakaret etmek veya tehdit etmek,<br>-Diplomatik statüsünden yararlanarak yurt dışında, gerekli sebep göstermeden ödeme kabiliyetinin üstünde borç almak ve borçlarını ödemeyi geciktirmek veya yurda dönmek,<br>-Verilen görev ve emirleri kasten yapmamak,<br>-Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak.&#8221;</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-12"><strong>Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası</strong></h3>



<p>Devlet memurluğundan çıkarılma, bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılmaktır. Devlet memurluğundan çıkarılma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında, ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak, yasaklanmış yayınları veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildirileri, afişleri, pankartları, bantları ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek, siyasi partiye girmek, özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek, savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak, amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak, yetki almadan gizli bilgileri açıklamak, siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek, yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek, terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak sayılabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-13"><strong>Memur Disiplin Cezalarında Tekerrür Nedir?</strong></h3>



<p>Tekerrür daha ağır cezayı gerektirir. Eğer bir fiil veya hal, disiplin cezası alınmasına neden olmuşsa ve aynı fiil veya hal tekrarlandığında, ceza daha ağır olacaktır. Eğer aynı derecede cezayı gerektiren fakat farklı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulaması gerçekleşirse, daha ağır bir ceza verilecektir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-14"><strong>Memur Disiplin Cezasını Kim Verebilir?</strong></h3>



<p>Disiplin cezaları, uyarma, kınama ve aylıktan kesme gibi, disiplin amirleri tarafından verilirken, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ise, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararının alındıktan sonra, atamaya yetkili amirler tarafından verilir. Ayrıca, disiplin cezalarının verilmesinde il disiplin kurullarının kararları da dikkate alınır. Devlet memurluğundan çıarma, amirlerin talep ettiği durumda, memurun bağlı olduğu kurumun yüksek disiplin kurulu tarafından verilir.<br>Disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulu, ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur, sadece cezayı kabul etme veya reddetme yetkisi vardır. Reddedildiğinde, atamaya yetkili amirler 15 gün içinde başka bir disiplin cezası verme özgürlüğüne sahiptirler. Disiplin cezası verilmesine yetkili amirler ve kurullar, özel kanunlar tarafından belirlenmişse o kanun uygulanır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-15"><strong>Memur Disiplin Soruşturma Zamanaşımı</strong></h3>



<p>Disiplin cezası verme zamanaşımı 657 sayılı devlet memurları kanununda belirlenmiş olan fiil ve durumları işleyen kişiler için, bu fiil ve durumların gerçekleştiği tarihten itibaren; Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturması başlatılmalıdır, Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına gidilmelidir.</p>



<p>Eğer bu süreler içinde disiplin soruşturması ya da kovuşturması başlatılmazsa, disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar. Ayrıca, disiplin cezasını gerektiren fiil ve durumların işlendiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde disiplin cezası verilmemişse, ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-16"><strong>Memur Disiplin Ceza Zamanaşımı</strong></h3>



<p>Disiplin amirleri, uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını, soruşturmanın tamamlandığı tarihten itibaren en geç 15 gün içinde vermelidir. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren hallerde, soruşturma dosyası, disiplin kuruluna kararını bildirmek üzere en geç 15 gün içinde sunulmalıdır. Disiplin kurulu, dosyayı aldığı tarihten itibaren en geç 30 gün içinde soruşturma evraklarına göre kararını vermelidir. Memurluktan çıkarma cezası için yapılan soruşturma dosyası, memurun bağlı olduğu kurumun yüksek disiplin kuruluna sunulduğu tarihten itibaren en geç altı ay içinde bu kurul tarafından karara bağlanmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-17"><strong>Memur Disiplin Cezasında Savunma Süresi</strong></h3>



<p>Memur savunma süresi Devlet memuru hakkında disiplin cezası verilmeden önce mutlaka savunması alınmalıdır. Soruşturma yapan kişi veya yetkili disiplin kurulu, memura en az 7 günlük bir süre veya belirlenen bir tarihte verilerek savunmasını yapması için fırsat tanımalıdır. Eğer memur belirtilen süre veya tarihte savunmasını yapmazsa, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-18"><strong>Memur Disiplin Cezası Ne Zaman Uygulanır?</strong></h3>



<p>Disiplin cezaları, veriliş tarihinden itibaren hüküm ifade eder ve o an uygulanır. Aylıktan kesme cezası ise, cezanın verildiği tarihten itibaren gelecek ayın başında uygulanır. Verilen cezalar, üst disiplin amirine ve Devlet memurluğundan çıkarma cezası durumunda Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-19"><strong>Disiplin Cezasının Özlük Dosyasından Silinmesi</strong></h3>



<p>Disiplin cezaları, devlet memuru hakkında uygulandığında, memurun özlük dosyasına kaydedilir. Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışındaki cezalar, belirli bir süre sonra silinmeye talep edilebilir. Örneğin, uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından 5 yıl, diğer cezaların uygulanmasından 10 yıl sonra, memur atamaya yetkili amire başvurarak cezaların silinmesini talep edebilir. Eğer memurun sonraki davranışları, bu talep haklı kılacak nitelikte görülürse, isteği gerçekleştirilir ve özlük dosyasına kaydedilir. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının özlük dosyasından çıkarılması için ise, disiplin kurulunun mütalaası alınmalıdır ve yukarıdaki hükümler uygulanır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-20"><strong>Memur Disiplin Cezasına İtiraz Nasıl Yapılır?</strong></h3>



<p>Disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazlar, verilen cezanın türüne göre farklı mercilere yapılmalıdır. Örneğin, uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı ise yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir. İtirazların kabul edilmesi durumunda, disiplin amirleri tarafından verilen cezalar hafifletilir veya tamamen kaldırılabilir. Ayrıca, disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna da başvurulabilir. Bu başvuruların yapılması için belirlenmiş olan süreler ve prosedürler mevcuttur. Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilen memur, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde idari yargıya başvurma hakkına sahiptir. Çünkü devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezası verilmesi durumunda itiraz yolu bulunmamaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="baslik-1-21"><strong>Memur Disiplin Cezasına Dava Açma Süresi</strong></h3>



<p>Disiplin cezasına dava açma süresi disiplin cezasının kesinleşme kararının ilgili memura tebliğ edilmesinden itibaren 60 gündür. Unutmayın 60 gün sonra dava açma hakkınız süre aşımına uğrayacaktır.Dava zamanaşımı, bir davanın açılması veya devam etmesi için belirli bir sürenin geçmesi sonucu davanın kabul edilemeyeceği anlamına gelir. Bu süre, yasalar arasında değişebilir ve genellikle davanın türüne veya yargı alanına göre belirlenir. Örneğin, bir tazminat davası genellikle 2-6 yıl arasında zamanaşımına sahip olurken, bir hukuk davası genellikle 5-10 yıl arasında zamanaşımına sahip olabilir. Dava zamanaşımı süresi, davanın açılmasından veya son bilinen olaydan itibaren başlar ve davanın açılması veya devam etmesi için son tarih olarak kabul edilir. İşte bu süre idare mahkemelerinde açılacak iptal davası için 60 gündür. İdari işlemin iptali davası, idari bir kararın, yasalara, mevzuata veya hukuka aykırı olduğu iddia edilerek, iptal edilmesi için açılan bir dava türüdür. Bu davalar, idari kararların hukuka ve yasalara uygunluğunun sorgulanmasını ve idari yetkilerin sınırlarının belirlenmesini amaçlar. Bu davalar genellikle idari kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilen kişi veya kurumlar tarafından açılır.</p>



<p>Bu davalarda idari yargılama usulü kanunu uygulanır. İdari yargılama usulü, idari yargıda yürütülen davaların yürütülmesi sırasında uyması gereken yasal ve yürürlükteki prosedürleri ifade eder. Bu prosedürler genellikle idari yargı organlarının yetkileri, davaların açılması, dava dosyalarının hazırlanması, duruşmaların yapılması, kararların verilmesi ve uygulanması gibi konuları içermektedir. Idari yargılamada, yürütülen davaların genellikle hukuki nitelikli olmasına rağmen, idari yargı organlarının hukuki değil, idari yetkileri dahilinde karar vermeleri gerekir. İdari yargılama süreci kuralları ve yasal prosedürler gereği çok daha kompleks olabilir, bu nedenle idari bir davada avukat desteği almak kişinin haklarını koruma, kanunları ve yasal prosedürleri doğru bir şekilde uygulama ve davayı kazanma olasılığını arttırabilir. Bu yüzden konunun uzmanı bir idari dava avukatından destek almanızı tavsiye ederiz.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/memur-disiplin-cezalari-ve-memur-disiplin-sorusturmasi/">Memur Disiplin Cezaları ve Memur Disiplin Soruşturması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/memur-disiplin-cezalari-ve-memur-disiplin-sorusturmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortaklığın Giderilmesi (İzaley-i Şuyu) Davası</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/ortakligin-giderilmesi-izaley-i-suyu-davasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/ortakligin-giderilmesi-izaley-i-suyu-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 14:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ortaklığın Giderilmesi Davası Nedir? Ortaklığın giderilmesi davası,&#160;diğer bir adıyla izale-i şüyu davasıdır. Paylı veyahut elbirliği mülkiyet ile hakimiyet kurulan taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki paydaşlığın sona ermesini sağlamaktadır. Ortaklığın giderilmesi davasında, taraflar paydaşların tamamıdır. Davanın sonucu, paydaşların tamamı bakımından aynı sonuçları doğurur. Ortaklığın giderilmesi iki şekilde gerçekleştirilebilir: Ortaklığın giderilmesi davası, taşınır ya da taşınmaz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/ortakligin-giderilmesi-izaley-i-suyu-davasi/">Ortaklığın Giderilmesi (İzaley-i Şuyu) Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davası Nedir?</h2>



<p>Ortaklığın giderilmesi davası,&nbsp;diğer bir adıyla izale-i şüyu davasıdır. Paylı veyahut elbirliği mülkiyet ile hakimiyet kurulan taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki paydaşlığın sona ermesini sağlamaktadır.</p>



<p>Ortaklığın giderilmesi davasında, taraflar paydaşların tamamıdır. Davanın sonucu, paydaşların tamamı bakımından aynı sonuçları doğurur.</p>



<p>Ortaklığın giderilmesi iki şekilde gerçekleştirilebilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Aynen Taksim Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi,</strong></li>



<li><strong>Satış Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi.</strong></li>
</ul>



<p>Ortaklığın giderilmesi davası, taşınır ya da taşınmaz mallar hakkında açılabilir.&nbsp;Taşınır ya da taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesini isteyen davacı taraf, davayı tüm ortaklara karşı açmalıdır. Ortaklardan birinin vefatı halinde ise vefat eden ortağın mirasçıları davaya eklenmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Aynen Taksim Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi Nedir?</h3>



<p>Aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesi,&nbsp;her taşınır ya da taşınmaz dava konusu mal için geçerli olamayabilir. Söz konusu taşınır ya da taşınmaz malın bölünebilir niteliğini haiz olması gerekir. Mahkeme tarafından ilk olarak dava konusu taşınır ya da taşınmaz malın taksiminin mümkün olup olmadığı incelenecektir.</p>



<p>Aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesinde taşınır ya da taşınmaz mal, paydaşların sayısınca taksim edilir. Dava konusu malın paylarının eşitlenemediği durumlarda eksi parça yönünden değeri tutarında para eklenmesi de&nbsp;söz konusu olabilecektir.</p>



<p>Aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesine örnek olarak üç paydaşı bulunan bir arazinin, birbirine denk üç parçaya bölünerek paydaşlara bırakılmasını örnek verebiliriz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Satış Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi Nedir?</h3>



<p>Satış suretiyle ortaklığın giderilmesi,&nbsp;taşınır ya da taşınmaz malın icra kanalı ile satılarak satış tutarının ortaklar arasında payları oranında bölünmesidir. Aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesinin mümkün olmadığı durumlarda satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilir.</p>



<p>Satış suretiyle ortaklığın giderilmesi,&nbsp;İcra ve İflas Kanununda yer alan hükümler uyarınca açık artırma ile gerçekleştirilir. Satışın ortaklar arasında da gerçekleştirilmesi mümkündür fakat belirtmek gerekir ki bu durumda bütün ortakların rızası aranır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davası Açılmadan Ortaklığın Giderilmesi Mümkün Müdür?</h3>



<p>Taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki ortaklığın giderilmek istenmesi halinde,&nbsp;taraflar kendi aralarında anlaşarak ortaklığı giderebilirler. Bu durumda paydaşlar, kendi aralarında malın nasıl pay edileceği hususunda anlaşmaya varmalıdırlar. Tarafların anlaşamaması halinde, ortaklığın giderilmesi davası açılabilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davasında Taraflar Kimlerdir?</h3>



<p>Ortaklığın giderilmesi davası,&nbsp;taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki ortaklığın giderilmesini isteyen paydaş tarafından ortak olan tüm paydaşlara karşı açılır. Herhangi bir paydaş tarafından ortaklığın giderilmesi talep edilebilir. Ortaklardan birinin vefatı halinde ise vefat eden ortağın mirasçıları davaya eklenmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davası Hangi Mahkemede Açılır?</h3>



<p>Ortaklığın giderilmesi istenen malın taşınır ya da taşınmaz olması fark etmeksizin görevli mahkeme,&nbsp;Sulh Hukuk Mahkemeleridir.</p>



<p>Ortaklığın giderilmesi istenen mal,&nbsp;taşınmaz mal ise bu durumda yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesi olacaktır. Birden fazla taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesi istendiği takdirde, dava taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilecektir.</p>



<p>Ortaklığın giderilmesi istenen mal, taşınır mal ise yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davasında Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücretini Kim Öder?</h3>



<p>Ortaklığın giderilmesi davası açılırken davacı tarafından dava harcı ve mahkeme giderleri yatırılmalıdır.&nbsp;Dava harcı, maktu harçtır yani taşınmazın değerine göre değişiklik göstermeyecektir.</p>



<p>Dava sonucunda, yargılama giderleri ve varsa dava vekalet ücretleri, paydaşların payları oranında bölünerek paydaşlara yükletilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Aidiyeti Konusunda Uyuşmazlık Varsa Ne Olur?</h3>



<p><strong>Muhdesat; taşınmaz mal üzerinde taşınmazın sahibinden farklı olarak başka bir kişinin ya da kişilerin yapılarının bulunmasıdır.</strong> Örneğin arazi üzerindeki ekili ağaçların ya da arazi üzerinde bir binanın arazi sahibinden başka bir kişiye bulunması halidir.</p>



<p>Ortaklığın giderilmesi davasında ortaklığın giderilmesi istenen taşınmaz mal üzerinde muhdesat hakkında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, ortaklığın giderilmesi davasından ayrı olarak bir dava açılması gerekecektir.&nbsp;Bu hususta açılması gereken dava, “Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası”dır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ortaklığın Giderilmesi Davasına İlişkin Yüksek Mahkeme Kararları:</h3>



<p><strong>YARGITAY</strong></p>



<p><strong>14.Hukuk Dairesi</strong></p>



<p><strong>Esas: 2019/ 697, Karar: 2021 / 4324, Karar Tarihi: 24.06.2021<br>Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.09.2004 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.11.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</strong></p>



<p><strong>Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.</strong></p>



<p><strong>Davacı vekili, tarafların müştereken ve iştirak halinde malik olduğu 2 adet taşınmaz üzerindeki ortaklığın aynen taksim, olmadığı taktirde satış yoluyla giderilmesini talep etmiş; 27.10.2004 tarihli dilekçesinde ise 1473 ada 24 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davayı atiye bıraktıklarını, davaya 2675 ada 53 parsel sayılı taşınmaz yönünden devam edeceklerini bildirmiştir.</strong></p>



<p><strong>Davalılar Hayati, Lamia ve … vekili, davacı tarafça atiye bırakılan taşınmaz hakkındaki davayı müvekkillerinin takip edeceğini ve diğer kayıt maliklerini davaya dahil edeceklerini belirterek, her iki taşınmaz üzerindeki ortaklığın aynen taksim yoluyla giderilmesini istemiştir.</strong></p>



<p><strong>Dahili davalı …, 1473 ada 24 No’lu parsel üzerinde oniki adet yapı bulunduğunu, her paydaşın kendisine ait binayı kullandığını belirterek ortaklığın aynen taksim yoluyla giderilmesini savunmuş; diğer dahili davalılar, davaya cevap vermemiştir.</strong></p>



<p><strong>Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazlar üzerindeki ortaklığın, aynen taksim mümkün olmadığından, satış yoluyla giderilmesine karar verilmiştir.</strong></p>



<p><strong>Hükmü, davalılar Hayati, Lamia ve … vekili temyiz etmiştir.</strong></p>



<p><strong>Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır.</strong></p>



<p><strong>Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan biri veya birkaçı diğer paydaşlara karşı açar. HMK’nın 27. maddesi uyarınca davada bütün paydaşların yer alması zorunludur. Paydaşlardan veya ortaklardan birinin ölümü halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir.</strong></p>



<p><strong>Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; dava konusu taşınmazların UYAP sisteminden alınan güncel tapu kayıtlarının incelenmesinde, 1473 ada 24 parsel sayılı taşınmazın tapu kayıt maliklerinden Faris Meriç, Necmi İşgüzar, Necmiye Özgiray, Müberra Meriç, Leyla Sezer ve Necdet Balkan’ın davada taraf olarak yer almadıkları; dahili davalı … Uçantürk’ün ise 1/10 payını hükümden sonra 24.01.2013 tarihinde dava dışı Mehmet Salih, Emin ve Sıddık Beycan’a satış yoluyla devrettiği; önceki kayıt maliki İbiş Meriç’in 1/30 payının da 18.03.2014 tarihinde satış suretiyle pay temliki edinme sebebiyle mirasçısı Mehmet Emin Meriç adına kayıtlandığı anlaşılmıştır.</strong></p>



<p><strong>Bu durumda mahkemece, dava konusu 1473 ada 24 parsel sayılı taşınmazın güncel tapu kaydının ilgili tapu müdürlüğünden temin edilerek taraf teşkilinin denetlenmesi ve davada taraf olarak yer almayan tapu kayıt maliklerinin usulüne uygun şekilde davaya katılımı sağlandıktan sonra işin esası hakkında oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan taşınmaz yönünden taraf teşkili sağlanmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.</strong></p>



<p><strong>Kabule göre de hüküm sonucunda, dava konusu taşınmazların ada ve parsel numaraları açıkça gösterilmeksizin, yazılı olduğu üzere infazda tereddüt yaratacak şekilde karar verilmesi doğru değildir.</strong></p>



<p><strong>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,&#8221;&#8230;</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading">Özet Olarak</h4>



<p>Ortaklığın giderilmesi davası, diğer bir adıyla izale-i şüyu davasıdır. Ortaklığın giderilmesi davası, menkul veya gayrimenkule ortak olan tüm paydaşlara karşı açılır. Gayrimenkul hukukunu kapsar ve hak kaybına uğranmaması açısından Profesyonel bir gayrimenkul avukatı tarafından titizlikle takip edilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/ortakligin-giderilmesi-izaley-i-suyu-davasi/">Ortaklığın Giderilmesi (İzaley-i Şuyu) Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/ortakligin-giderilmesi-izaley-i-suyu-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tapu İptal ve Tescil Davası</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 14:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tapu İptali ve Tescil Davası Nedir? Tapu iptali ve tescil davası, tapu kütüğünde gerçeğe ve hukuka aykırı şekilde tescil edilen mülkiyet hakkının, gerçeğe uygun tescilinin istenildiği dava türüdür. Tapu iptali ve tescil davası, muris muvazaası (mal kaçırma), kardeşler arasındaki tapu iptali davası, hatalı veraset ilamının düzenlenmesi, hileli işlemler, kadastronun hatalı tespit edilmesi, taşınmaz satış vaadi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/">Tapu İptal ve Tescil Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptali-ve-tescil-davasi-nedir"><strong>Tapu İptali ve Tescil Davası Nedir?</strong></h2>



<p>Tapu iptali ve tescil davası, tapu kütüğünde gerçeğe ve hukuka aykırı şekilde tescil edilen mülkiyet hakkının, gerçeğe uygun tescilinin istenildiği dava türüdür.</p>



<p>Tapu iptali ve tescil davası, muris muvazaası (mal kaçırma), kardeşler arasındaki tapu iptali davası, hatalı veraset ilamının düzenlenmesi, hileli işlemler, kadastronun hatalı tespit edilmesi, taşınmaz satış vaadi veya arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri gibi pek çok nedenden kaynaklanabilir. Yazının devamında, her bir neden için açılacak tapu iptali ve tescil davası hususları başlıklar halinde açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="muris-muvazaasi-mal-kacirma-nedeniyle-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Muris Muvazaası (Mal Kaçırma) Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Muris muvazaası (mal kaçırma) nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, miras bırakanın yasal mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla, taşınmazı satış işlemi olarak göstererek bir başkasına devrettiği durumda açılır. Miras bırakanın yaptığı bu işlem muvazaalı olarak kabul edilir ve iptal edilebilir.</p>



<p>Bu işlemler mal kaçırma amacı ile yapıldığından, hukuken gerekli şartlara uygun olmadığı için geçersiz olmaktadır. Bu şekilde yapılan işlemlere karşı mirasçılar, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açarak muvazaa konusu taşınmazın devri işlemini iptal edebilir.</p>



<p>Muris muvazaası (mal kaçırma) nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açıldığında ve dava sonuçlandığında, ilgili gayrimenkul devirden önceki hukuki durumuna gelecek ve miras belgesinde bulunan miras payları oranın mirasçılar hak sahibi olacaklardır.</p>



<p>Bu başlık altında muris muvazaası (mal kaçırma) nedeniyle tapu iptali ve tescil davası hakkında genel mahiyette bilgilere yer verilmiştir. Konu ile alakalı ayrıntılı bilgi sahibi olmak için konu özelinde yazılmış ve kapsamlı bilgiler içeren “muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası” başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="kardesler-arasinda-tapu-iptal-davasi"><strong>Kardeşler Arasında Tapu İptal Davası</strong></h2>



<p>Kardeşler arasında tapu iptal davası, muris muvazaası (mal kaçırma) nedenine benzer bir gerekçe ile açılır. Miras bırakanın, taşınmazını diğer çocuklarının miras hakkını zedeleyecek şekilde ve muvazaalı olarak devretmesi halinde, kalan kardeşler tapu iptal davası açabilirler.</p>



<p>Bu davada davacı taraf, miras hakkı muvazaalı taşınmaz devri ile zarar gören kardeştir. Davalı ise miras bırakan tarafından taşınmazı tapu devri ile kazanan kardeş olmaktadır.</p>



<p>Kardeşler arasında açılan tapu iptal davası, mirasçıların saklı payının ihlali nedeniyle açılan tenkis davası ile birlikte açılabilir. Ancak mirasbırakan, mirasta denkleştirme yapmak suretiyle uygun bir paylaşımda bulunursa kardeşler arasında tapu iptali ve tescil davasının açılamaz.</p>



<p>Kardeşler arasında tapu iptali ve tescil davası, içerisinde pek çok usuli işlem barındıran teknik bir dava türüdür. Özellikle dava sürecinin en önemli unsuru olan dava dilekçesinde, yapılan devir işleminin diğer kardeşlerin miras hakkını zedelediği somut ve hukuki şekilde ortaya konulması gerekir. Aynı şekilde tüm iddiaların hukuken gerekçelendirilmesi gerekir. Bu anlamda dava süreci için alanında uzman bir gayrimenkul avukatına danışılması faydalı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="hatali-veraset-ilamina-dayali-tapu-iptali-ve-tescil"><strong>Hatalı Veraset İlamına Dayalı Tapu İptali ve Tescil</strong></h2>



<p>Hatalı veraset ilamına dayalı tapu iptali ve tescil davası, veraset ilamının hatalı düzenlenmesi nedeniyle taşınmaz üzerinde asıl hak sahibi olan mirasçıların zarar görmesi halinde açılır.</p>



<p>Veraset ilamı (mirasçılık belgesi), vefat eden kişinin mirasında hak sahibi olan kişilerin kimler olduğu ve mirastan hangi oranlarda pay sahibi olduklarını gösteren belgedir. Bu belgede yapılan hata ise mirasçıların hak kaybı yaşamasına sebep olmaktadır.</p>



<p>Miras bırakanın bütün malvarlığı yasal mirasçılarına kanunda belirtilen şekillerde intikal etmektedir. Bununla birlikte veraset ilamının hatalı olması halinde bazı mirasçılar hak sahibi olarak gözükmemekte veya gerçekten hak sahibi olmasalar da payları diğer mirasçılara geçmektedir.</p>



<p>Böyle durumlarda, hatalı veraset ilamının iptali (ketmi verese davası) ve bu veraset ilamı sonucunda taşınmazları mülkiyetine geçiren kişilere karşı tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="hile-nedeniyle-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Hile Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Hile nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, taşınmaz devri sözleşmesi yapılırken, alıcıya karşı hileli davranışlarla yanlış bir kanı uyandırılması nedeniyle açılan davadır. Bu noktada hileden bahsedebilmek için sözleşmeyi yaparken kasten yanlış kanı uyandırılmış veya yanlış kanının devam etmesi için birtakım eylemlerde bulunulmuş olması gerekir.</p>



<p>Kişilerin sözleşme konusunda hileli davranışlarla kandırılması durumunda ise irade bozukluğu meydana gelir ve hile nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<p><strong>DİKKAT:</strong> <strong>Hileli davranış, yanılma, veya korkutma nedeniyle taşınmaz devri sözleşmesini yapan kişi; yanılma veya hileyi öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak 1 yıl içerisinde tapu iptali ve tescil davasını açmalıdır. Bu 1 yıllık süre içerisinde davanın açılmaması halinde taşınmaz devri sözleşmesi onaylanmış sayılmaktadır.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="hatali-kadastro-tespiti-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Hatalı Kadastro Tespiti Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Hatalı kadastro tespiti durumunda, bu kadastroya dayanarak oluşturulan tapu kaydı düzenlemesi de yolsuz tescil niteliğinde olacaktır. Dolayısıyla oluşan yolsuz tescilin kaldırılması için tapu iptali ve tescil davası açılmalıdır.</p>



<p>Kadastro çalışması sonucunda yapılan tespitlere karşı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne itiraz edilebilir veya kadastro mahkemesine kadastro tespitine itiraz davası açılabilir. Bu yollara süresi içerisinde gidilmezse kadastro işlemleri kesinleşir. Kesinleşen kadastro tespitine ise itiraz davası açılması mümkün değildir. Bu noktada ancak tapu iptali ve tescil davası açılabilmektedir.&nbsp;&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi-nedeniyle-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, miras bırakanın diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği bir gayrimenkulü sözleşme yoluyla gizlediği durumda açılır.</p>



<p>Bu durumda, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığı tespit edilerek tapu iptali ve tescil davası açılması mümkündür. Bu sayede asıl hak sahibi olan mirasçılar haklarını koruyabileceklerdir</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmesine-dayali-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasını müteahhit, arsa sahibi veya üçüncü kişiler çeşitli nedenlerle açabilir. Dolayısıyla farklı hallerde üçüncü kişiler, arsa sahipleri veya müteahhitlerin taşınmazın tescilini talep hakkı bulunur.</p>



<p>Bu çerçevede tapuda malik olarak görünen kişinin, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin gereği olarak gerekli tescil işlemlerini yerine getirmemesi halinde, tapu iptali ve tescil davası açılabilir. Örneğin, arsa maliki kişinin ise binadaki belirlenen bağımsız bölümlerin mülkiyetini inşaatı yapan kişiye devretmeyi vaat etmesine rağmen tapuda tescil işlemini gerçekleştirmemesi halinde bu dava açılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="adi-yazili-tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-tapu-iptali-ve-tescil"><strong>Adi Yazılı Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Tapu İptali ve Tescil</strong></h2>



<p>Adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanarak tapu iptali ve tescil davası açması mümkün değildir. Çünkü taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin noterde yapılması gerekir. Ancak, Yargıtayın belirlediği 3 şartın karşılanması durumunda, istisnai olarak adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanarak tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<p>Adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesine tapu iptali ve tescili davası açılabilmesi için gerekli şartlar şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Alıcının tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi,</li>



<li>Taşınmazın fiilen alıcı tarafından kullanılması,</li>



<li>İyiniyetli üçüncü kişilerin taşınmazda hak sahibi olmaması, gerekir.</li>
</ul>



<p>Bu 3 şart karşılanırsa, istisnai olarak tapu iptali ve tescili davası açılabilir.<strong> </strong></p>



<p><strong>DİKKAT: Adi yazılı şekilde bir sözleşme düzenlenmiş ve karşılığında bir bedel ödenmişse, ödenen kısım karşılığında bir karşılık elde edilmediğinden, bu bedel için sebepsiz zenginleşme davası, yani alacak davası açılabilir. Ayrıca bu bedel için ilamsız icra takibi de yapılabilir.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="vekalet-gorevinin-kotuye-kullanilmasi-nedeniyle-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, vekilin, temsil ettiği kişinin faydasına ve iradesine aykırı olacak şekilde taşınmaz için işlem yapması halinde açılır. Zira, vekilin görevini yerine getirirken talimatlara uyması ve vekalet ettiği kişinin faydasına hareket etmesi gerekir.</p>



<p>Vekalet görevinin kötüye kullanılması farklı şekillerde olmaktadır. Örneğin, vekilin taşınmazı rayiç bedelinin çok altında satması veya yalnızca kendi faydasına işlemlerde bulunması hallerinde tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="zilyetlik-nedeniyle-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Zilyetlik Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Zilyetlik nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, taşınmazı fiilen kullanan kişilerin bazı şartları sağlamaları halinde tapuya taşınmazın sahibi olarak geçirilmesi için açılır. Tapu kütüğünde kaydı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak&nbsp;<strong>20 sene</strong>&nbsp;süreyle ve malik sıfatıyla fiilen kullanan kişi, taşınmazın sahibi olarak tapu kütüğüne kendisinin tescil edilmesine karar verilmesini isteyebilir.</p>



<p>Zilyetlik nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açılabilmesi için gereken şartlar şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Taşınmaz üzerindeki zilyetlik, malik sıfatıyla zilyetlik niteliğinde olmalıdır. Bir başka deyişle, ilgili taşınmazın ekonomik amacına uygun işletilmesi ve kullanılması ile zilyetliğin devam ettirilmesi gerekmektedir.</li>



<li>Malik sıfatıyla zilyetliğin ispatı her türlü delille sağlanabilmektedir. Ancak, kadastro uygulaması gereğince, tapusuz taşınmazlarda zilyetlik iddiası, belgeler, bilirkişi raporları ve tanık ile ispat olunabilecektir.&nbsp;</li>



<li>Taşınmaz üzerinde hak sahipliği iddia edilebilmesi için bir sınırlama getirilmiştir. Buna göre, ilgili taşınmaz sulu toprak ise en fazla 40 dönüm, kuru toprak ise en fazla 100 dönüm alan için hak sahipliği iddiasında bulunulabilir.
<ul class="wp-block-list">
<li>İlgili miktarı aşan kısımlar için hak sahipliği iddiasında bulunabilmek için Kadastro Kanunu m.14/3’te belirtilen belgeler ile bu husus kanıtlanmak zorundadır.&nbsp;</li>
</ul>
</li>



<li>Zilyetlik (zamanaşımı) ile taşınmazı kazanmak isteyen kişi&nbsp;<strong>20 yıl</strong>&nbsp;süreyle davasız, aralıksız ve çekişmesiz şekilde taşınmaz üzerinde zilyet olmalıdır.</li>



<li>Bu tür bir kazanımda iyi niyet aranmayacağından, dava dışındaki çekişmeler bu şartın gerçekleşmesinin önünde engel teşkil etmeyecektir.&nbsp;</li>



<li>Söz konusu zilyetliğin, belirli bir süreliğine geçici olarak kullanılmaması da, yine 20 yıl şartının gerçekleşmesi önünde engel teşkil etmeyecektir. Zira mal üzerindeki fiili hakimiyetin geçici olarak kullanılmaması hali zilyetliği ortadan kaldıran bir hal değildir. Ancak bu hal dışında zilyetlik terk edilmemelidir.</li>
</ul>



<p>Açılacak olan dava, hazine veya ilgili kamu tüzel kişiliğe karşı açılabilir. Aynı şekilde, gaipliğine hükmedilmiş ancak bu kişinin adlarına kayıt yapılmamış mirasçıları aleyhine de tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<p>Kişilerin zilyetlik yoluyla taşınmazı elde edebilmesi için aranan&nbsp;<strong>20 yıl&nbsp;</strong>süre ile zilyet bulunması şartının ispatı için bilirkişiler görevlendirilir. Nitekim Yargıtay’a göre bu konuda aşağıda liste halinde verilen şekilde bilirkişiler ile keşif yapılması gerektiği ifade edilmiştir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı tarihte çekilmiş dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğü’nden&nbsp;</em>istenmesi,</li>



<li>M<em>ahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle,</em></li>



<li><em>Taraf tanıklarıyla,</em></li>



<li><em>3 kişilik ziraat bilirkişi kurulu ve jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden oluşacak bilirkişi heyeti huzurunda yeniden keşif yapılması gerektiğine hükmetmiştir.&nbsp;</em><strong><em>(Yargıtay 1.H.D., 08.11.2021 T., 2021/4124 E., 2021/6600 K., sayılı kararı</em>)</strong></li>
</ul>



<p><strong>DİKKAT:&nbsp;</strong>3402 sayılı Kadastro Kanunu m.18 uyarınca, orta malları, hizmet malları, ormanlar ve devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunlar uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar (tapuda kayıtlı olsun veya olmasın) kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamaz.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-tahsis-belgesine-dayali-tapu-iptali-tescil-davasi"><strong>Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali Tescil Davası</strong></h2>



<p>Tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali tescil davası, tapu tahsis belgesine sahip olan kişinin, tahsis belgesinde bulunan taşınmazı kendi adına tapuya kaydettirmesi için açılır.</p>



<p>Tapu tahsis belgesi, mülkiyete ilişkin bir belge değildir. Bu belge yalnızca taşınmazı fiilen kullanan kişiyi göstermekte ve hak sahibine fiili kullanma imkanı vermektedir. Tahsis işlemi yapılıp sonradan hak sahibine tapusu verilmeyen yerler için gerekli tahsisin sağlanması amacıyla tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<p>Tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil davasında, sadece bu belgeye dayanarak tapunun iptali ve tescil edilmesi mümkün değildir. Tapu tahsis belgesine sahip olmakla birlikte bazı şartların da sağlanması halinde mülkiyet hakkı kazanılabilir. Bu şartlar şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İlgili kişiye, tapu tahsis belgesi gereğince başkaca bir tahsis yapılmamış olması,&nbsp;</li>



<li>Tahsis edilen yerin imar planında konut alanında olması,</li>



<li>İmar Kanunu 18.maddesi uyarınca imar planı veya 3290 Sayılı Kanun ile Bazı Maddeleri Değiştirilen ve Bazı Maddelere Eklenen 2981 Sayılı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik uyarınca ıslah ve imar planı yapılmış olması,</li>



<li>Tahsis edilen yerin, kamu hizmetine ayrılmamış olması,</li>



<li>Tahsis belgesinde bulunan yer ile tescil talep edilen yer hakkında uygunluk araştırması yapılması için bilirkişi aracılığıyla keşif yapılmış olması,&nbsp;</li>



<li>Tahsise konu olan taşınmaz bedelinin ödenmiş olması,
<ul class="wp-block-list">
<li>Tahsise konu taşınmaz bedeli ödenmemiş ise, bilirkişiler aracılığıyla taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedelinin belirlenmesi ve hüküm kurulmadan önce bu bedelin mahkeme veznesine veya tevdi mahalline depo edilmesi,</li>
</ul>
</li>



<li>İlgili taşınmaz için imar parsellerinin belirlenmesi sırasında, düzenleme ortaklık payının kesilip kesilmediği ve uygulama oranının belirlenmiş olması gerekmektedir.&nbsp;(Sayılan işbu tüm şartlar,&nbsp;<strong><em>Yargıtay H.G.K, 23.05.18 T., 2018/14-118 E., 2018/1112 K. sayılı kararında</em></strong>&nbsp;belirtilmiştir.)</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading" id="aile-konutu-nedeniyle-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Aile Konutu Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Aile konutu nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, tapuda aile konutu şerhi bulunan bir taşınmazın eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadan üçüncü kişilere devretmesi halinde, devrin iptal edilmesi için açılır. Bu durumda, yapılacak devir sonucu oluşan tescil, yolsuz tescil olacak ve tapu iptali ve tescil davası açılacaktır.</p>



<p>TMK m.194 uyarınca, aile konutu şerhi bulunan taşınmazın diğer eşin rızası olmadan satılması veya üzerindeki herhangi bir hakkın sınırlandırılması mümkün değildir.&nbsp;Uygulamada Yargıtay’ın da görüşünün bu yönde olduğu görülür.</p>



<p><strong><em>Yargıtay 2.H.D. 07.07.14 T., 2014/12999 E., 2014/15762 K., sayılı kararında</em>; <em>“Aile konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Bu rıza alınmadan konutla ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla evlilik birliği süresince ileri sürebilir. (…)“</em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="esler-arasinda-bosanma-sonrasi-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Eşler Arasında Boşanma Sonrası Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Eşler arasında boşanma sonrasında aile konutu şerhi nedeniyle tapu iptali ve tescil davasının açılması mümkün değildir. Dolayısıyla evlilik boşanma ile sona ermişse aile konutu şerhinin sağlamış olduğu koruma imkanı sona ermektedir. Bu çerçevede diğer eşin rızası alınmadan konut üzerinde yapılan tasarruf işlemi de yapıldığı andan itibaren geçerlilik kazanır.&nbsp;</p>



<p>Anlaşmalı boşanma sonucunda boşanma protokolünde eşler arasında taşınmazların ne şekilde paylaştırılacağı belirtilebilir. Bu durumda ise boşanma davası ile birlikte tapu iptali ve tescil talebinde bulunmak da söz konusu olabilir. Böylece ayrı bir tapu iptali ve tescil davası açılmadan boşanma kararı ile protokolde belirtilen taşınmazların tescili yapılır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="orman-kadastrosu-tapu-iptali-ve-tescil"><strong>Orman Kadastrosu Tapu İptali ve Tescil</strong></h2>



<p>Orman kadastrosu tapu iptali ve tescil davası, bir arazinin orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesine dayanarak açılmaktadır. Bu çerçevede orman kadastrosuna dayanarak açılan tapu iptali ve tescil davaları genellikle aşağıda belirtilen iki durumdan birinin mevcut olması halinde söz konusu olabilecektir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Genel kadastro yapıldıktan sonra tapu verilen araziye, daha sonrasında orman kadastrosunun gelerek tapulu arazinin orman sınırları içerisinde kaldığını belirtilir. Bu durumda orman kadastrosu ile arazi orman statüsüne getirilir. Bunun sonucunda ise Orman Genel Müdürlüğü tarafından tapu iptali ve tescil davası açılmaktadır.</li>



<li>Orman kadastrosu çalışması yapıldıktan sonra genel kadastro ekipleri tarafından bunun dikkate alınmaması halinde, orman sınırları içerisinde kalan yerlere tapu verilebilmektedir. Bu durumda da Orman Genel Müdürlüğü tarafından tapu iptal ve tescil davası açılmaktadır. Bu hal bazen, orman kadastrosu yapılan alanların tapuya geç bildirilmesinden de kaynaklanabilmektedir.&nbsp;</li>
</ul>



<p>Orman kadastrosu yapılan yerin tapuya orman alanı olarak tescil edilmemesi halinde, aynı yerde daha sonra yapılan genel kadastro sonucunda tapu verilebilmektedir. Ayrıca bu durumu bilmeyen iyiniyetli üçüncü kişiler de tapuya güvenerek aldıkları taşınmazlarda sorun yaşayabilmektedir. Bu haller orman kadastrosunun yeterli ilanlarının yapılmaması veya tapuya geç bildirim yapıldığı hallerde de görülebilir.</p>



<p>Orman kadastrosu tapu iptal ve tescil davasını orman idaresi açmaktadır. Bununla birlikte orman alanına taşınmazın dahil edilmesi hali kamulaştırmasız el atma olarak kabul edilir. Ayrıca, tapudaki kayda güvenerek orman kadastrosuna dahil edilen yeri satın alan kişinin TMK 1007’de düzenlenen tapu sicilinin tutulmasından doğan zarardan ötürü Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="onalim-hakkina-dayali-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>Önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davası, paylı mülkiyet bulunan taşınmaz için bir paydaşın, diğer paydaşların önalım hakkını engellemek amacıyla gayrimenkulü satış dışında (bağışlama gibi) başka bir yöntemle elden çıkarmasını halinde açılır.</p>



<p>Önalım hakkı, paylı mülkiyet bulunan taşınmazda, bir paydaşın kendi payını satmak istediği durumda diğer paydaşlara bu payı alma noktasında bir öncelik hakkı verir. İşte bu durumda diğer paydaşların önalım hakkının kullanılmasının engellenmek amacıyla taşınmaz satış dışında başka bir işlemle elden çıkarılır. Dolayısıyla, önalım hakkını ortadan kaldırma amacı güden bu işleme karşı tapu iptali ve tescil davası açılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="inancli-isleme-dayali-tapu-iptali-ve-tescil-davasi"><strong>İnançlı İşleme Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></h2>



<p>İnançlı işlem, bir borca teminat olması amacıyla inananın malvarlığını belirli bir süre veya amaca göre inanılana geçirmeyi, inanılanın da süre geçince veya amaç gerçekleşince malvarlığını tekrar inanana devretmesidir. İnançlı işlemde taşınmazı devralan kişi amacın gerçekleştirdikten sonra taşınmazı geri vermekten kaçınırsa, inanan kişi, taşınmazı tekrar elde etmek için tapu iptali ve tescil davası açabilir.&nbsp;</p>



<p>İnançlı işlem uygulamada genellikle, mülkiyetin veya alacağın teminat için devredilmesi ve alacağın tahsili için devredilmesinde görülür. Özellikle uygulamada sıklıkla rastlanılan tapulu taşınmazları konu edinen inançlı işlemlerin, tapu müdürlüğünde veya noterlikler aracılığıyla resmi şekilde yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda inanç sözleşmesi de söz konusu devir işleminin sebebini teşkil ettiğinden, bu sözleşmenin de resmi şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.&nbsp;</p>



<p>İnanç sözleşmesi, ancak yazılı bir delil ile ispat olunabilir. Ancak, HMK m. 202 bağlamında yazılı delil başlangıcı sayılacak belgeler varsa, bu durumda söz konusu inanç sözleşmesi tanık dahil her türlü delille ispat edilebilecektir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptali-ve-tescil-davasi-iyi-niyetli-3-kisi"><strong>Tapu İptali ve Tescil Davası İyi Niyetli 3. Kişi</strong></h2>



<p>Taşınmaz devri işlemlerinde iyiniyet, taşınmazın tapuda yolsuz olarak düzenlendiğine dair bilgisi olmayan veya bilgisi olabilecek durumda bulunmayan 3. kişiler bakımından geçerlidir. Bu bağlamda tapu iptali ve tescil davasında iyiniyetli 3.kişi, tapuda kendisine yapılan tescilin yolsuz olduğunu bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişidir.&nbsp;</p>



<p>TMK 1023’te tapudaki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin kazanımının korunacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede taşınmazın tescilinden önce taşınmaz konusunda anlaşmazlık olduğunu bilen kişinin bu taşınmazı devralmada iyiniyetle hareket etmediği kabul edilir. Dolayısıyla davacı, tapu iptali ve tescil davasında 3. kişinin iyiniyetle davranmadığı, kötüniyetle hareket ettiği yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilmektedir.</p>



<p>Taşınmazı, tapu kütüğündeki kayıtlara yani resmi makamların kayıtlarına güvenerek edinen bu üçüncü kişinin kazanımı korunacaktır. Zira bu kişi taşınmazın üzerinde ihtilaf bulunduğu bilen veya bilebilecek bir kimse değildir. Yapmış olduğu işlemi resmi kayıtlara güvenerek yapmıştır.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptali-tescil-davasi-devam-ederken-tasinmazin-satilmasi"><strong>Tapu İptali Tescil Davası Devam Ederken Taşınmazın Satılması</strong></h2>



<p>Tapu iptal tescil davası devam ederken taşınmazın satılmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bununla birlikte tapu iptal ve tescil davası sürecinde herhangi bir hak kaybına uğranmaması ve mağduriyetler yaşanmaması için tapu iptal ve tescil davasında mahkemeden taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması istenebilir. Böylelikle dava süresi boyunca taşınmazın başka bir kimseye satışı yapılamayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptal-tescil-davasinda-ihtiyati-tedbir"><strong>Tapu İptal Tescil Davasında İhtiyati Tedbir</strong></h2>



<p>Tapu iptal tescil davası taşınmazın mülkiyetine ilişkin bir dava olduğu için dava sırasında taşınmazın malikinin değişmesi olumsuz sonuçlara neden olur. Bu nedenle, tapu iptal ve tescil davasında ihtiyati tedbir kararının verilmesi istenir. Bu talep kabul edilirse dava konusu taşınmazın başka kişilere satılmasının önün geçilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptal-tescil-davasinda-ispat"><strong>Tapu İptal Tescil Davasında İspat</strong></h2>



<p>Tapu iptal ve tescil davasında, mevcut tapu durumunun hukuka aykırı olduğu veya yolsuz olduğu iddiası deliller yoluyla ispatlanmalıdır. Bu noktada resmi kayıtlar üzerinde bir hukuksuzluk iddia edileceğinden, mevcut tescilin yolsuz olduğuna dair detaylı, somut ve hukuki delillerin sunulması önemlidir. Tapu iptal tescil davalarında ispat araçları, senet, kesin mahkeme kararı, yemin, tanık, keşif ve bilirkişidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptali-ve-tescil-davasinda-zamanasimi"><strong>Tapu İptali ve Tescil Davasında Zamanaşımı</strong></h2>



<p>Tapu iptali ve tescil davasında, davanın açılma sebebine göre farklı zamanaşımı ve hak düşürücü süreler bulunmaktadır. Bu çerçevede tapu iptali davasında hak düşürücü süre ve zamanaşımı süreleri aşağıda belirtilmiştir.&nbsp;&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Muris muvazaası (mal kaçırma) nedeniyle tapu iptali ve tescil davası</strong>&nbsp;ayni hakka ilişkin olduğu için herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Fakat muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası ancak miras bırakanın vefat etmesinden sonra açılmaktadır.</li>



<li><strong>Kardeşler arasında tapu iptali davasında</strong>&nbsp;zamanaşımı süresi bulunmamaktadır.</li>



<li><strong>Hatalı veraset ilamına dayalı tapu iptali ve tescil davası</strong>&nbsp;açılması için zamanaşımı süresi bulunmamaktadır.</li>



<li><strong>İrade bozukluğu nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davası</strong>, irade bozukluğuna neden olan etkinin ortadan kalktığı andan başlayarak&nbsp;<strong>1 yıl&nbsp;</strong>içerisinde açılmalıdır.&nbsp;</li>



<li><strong>Hatalı kadastro tespitinde tapu iptali ve tescil davalarında 10 yıllık</strong>&nbsp;zamanaşımı süresi bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında</strong>, sözleşmenin muvazaalı olarak yapılması halinde, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır.&nbsp;</li>



<li><strong>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası</strong>&nbsp;<strong>10 yıllık</strong>&nbsp;genel zamanaşımı süresi bulunmaktadır.&nbsp;</li>



<li><strong>Adi yazılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası</strong>, Yargıtay’ın belirlediği şartların sağlanması koşuluyla herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmadan açılabilmektedir.</li>



<li><strong>Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davalarında</strong>&nbsp;zamanaşımı süresi bulunmamaktadır.&nbsp;</li>



<li><strong>Tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali tescil davasında</strong>&nbsp;kazanılmış hak bulunduğu için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır.</li>



<li><strong>Aile konutu şerhi nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davasında</strong>, aile konutunu devralan iyiniyetli 3. kişiler, tapuda kesintisiz ve davasız 10 yıl malik olarak geçirirse bu taşınmazın maliki olmaktadır. Dolayısıyla bu kişilere karşı&nbsp;<strong>10 yıldan sonra</strong>&nbsp;aile konutuna dayalı tapu iptali ve tescil davasının açılması mümkün değildir.</li>



<li><strong>Eşler arasında boşanma sonrası tapu iptali ve tescil davası</strong>, evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesinden doğan bir dava hakkı olarak kabul edilirse, bu hak boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden&nbsp;<strong>1 yıl</strong>&nbsp;geçmekle zamanaşımına uğrar. Fakat dava, boşanma protokolünden kaynaklanan bir edimin yerine getirilmemesi sebebiyle açılmış bağımsız bir dava olarak nitelendirilirse, sözleşmeden kaynaklanan borcun ifasına ilişkin talep içerdiği için&nbsp;<strong>10 yıllık&nbsp;</strong>zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.&nbsp;</li>



<li><strong>Orman kadastrosu tapu iptali ve tescil davasında</strong>, tapulu taşınmazlar bakımından, tapu sahiplerince&nbsp;<strong>10 yıllık</strong>&nbsp;hak düşürücü süre içinde istenebilmektedir.</li>



<li><strong>Önalım hakkına dayalı tapu iptali tescil davası</strong>, yasal önalım hakkının kullanımında, satışın hak sahibine noter aracılığıyla bildirilmesinden itibaren<strong>&nbsp;3 ay</strong>&nbsp;içerisinde açılmalıdır. Ancak, her durumda&nbsp;<strong>2 yıllık</strong>&nbsp;sürenin geçmesinden itibaren ön alım hakkı ortadan kalkmaktadır. Sözleşmeden doğan önalım hakkının kullanılmasındaki şerhin etkisi ise, her halde şerhin verildiği tarihin üzerinden&nbsp;<strong>10 yıl&nbsp;</strong>geçmekle sona ermektedir.&nbsp;</li>



<li><strong>İnançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında</strong>, inanç konusu taşınmazın iadesinde veya inanç konusu işlemin 3. kişiye devredilmesi haline ise, tazminat talebine ilişkin davalarda&nbsp;<strong>10 yıllık</strong>&nbsp;zamanaşımı süresi bulunmaktadır.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptal-davasini-kazananlar-ne-yapmali"><strong>Tapu İptal Davasını Kazananlar Ne Yapmalı?</strong></h2>



<p>Tapu iptal davasını kazananların, Tapu Müdürlüğüne müracaat ederek, mahkeme kararı gereğince tescil işlemlerini yaptırması gerekmektedir. Burada sıklıkla, taşınmazın mülkiyetinin tescille kazanılması nedeniyle işlemin harçtan muaf olduğu düşünülmekteyse de işlem harçtan muaf değildir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptal-davasini-kaybedenler-ne-yapmali"><strong>Tapu İptal Davasını Kaybedenler Ne Yapmalı?</strong></h2>



<p>Tapu iptal davasını kaybedenlerin herhangi bir işlem yapmasına gerek yoktur.</p>



<p class="has-large-font-size"><strong>Tapu İptal Davası Ne Kadar Sürer?</strong></p>



<p>Tapu iptal davası ortalama&nbsp;<strong>2 ile 3 yıl&nbsp;</strong>arasında sürer.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptali-ve-tescil-davasi-kesinlesmeden-icraya-konulabilir-mi"><strong>Tapu İptali ve Tescil Davası Kesinleşmeden İcraya Konulabilir Mi?</strong></h2>



<p>Tapu iptali ve tescil davası&nbsp;<strong>kesinleşmeden icraya konulamaz.</strong></p>



<p>Bu durum, HMK 367/2’de şu şekilde düzenlenmiştir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>“Taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.”</em></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading" id="tapu-iptali-ve-tescil-davasinda-yetkili-ve-gorevli-mahkeme"><strong>Tapu İptali ve Tescil Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme</strong></h2>



<p>Tapu iptal tescil davasında genel olarak görevli mahkeme&nbsp;<strong>Asliye Hukuk Mahkemesidir.</strong>&nbsp;Tapu iptali ve tescil davalarında yetkili mahkeme ise&nbsp;<strong>taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.</strong></p>



<p>Bununla birlikte tapu iptal tescil davalarının açılmasına neden olan sebeplere göre görevli mahkeme de değişmektedir. Dolayısıyla her bir somut olaya göre ayrı değerlendirme yapılarak görevli mahkemenin belirlenmesi gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="sonuc"><strong>Sonuç</strong></h2>



<p>Tapu iptal ve tescil davası, davanın açılma nedenine ve her bir somut olaya göre farklı hukuki usuller takip edilerek yürütülmelidir. Ayrıca, dava sürecinde usul hukuku alanına giren iş ve işlemlerin de doğru şekilde yapılması gerekmektedir. Aksi halde açılacak davanın reddi veya dava süresinin çok uzaması riskleri ile karşı karşıya kalınabilir. Bu bağlamda sürecin başından itibaren alanında uzman bir gayrimenkul avukatına danışılması faydalı olacaktır.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/">Tapu İptal ve Tescil Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümlü ve Yaralanmalı İş Kazasına Bağlı Tazminat Davası</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/olumlu-ve-yaralanmali-is-kazasina-bagli-tazminat-davasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/olumlu-ve-yaralanmali-is-kazasina-bagli-tazminat-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 14:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2870</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş Kazası Nedir? İş kazası;&#160;işyerinde, işçiyi fiziksel ya da psikolojik olarak zarara uğratan olaylardır. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında iş kazası “Çalışma ortamında veya işin yürütülmesi esnasında meydana gelen, ölüme neden olan veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay” şeklinde tanımlanmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/olumlu-ve-yaralanmali-is-kazasina-bagli-tazminat-davasi/">Ölümlü ve Yaralanmalı İş Kazasına Bağlı Tazminat Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İş Kazası Nedir?</h2>



<p>İş kazası;&nbsp;işyerinde, işçiyi fiziksel ya da psikolojik olarak zarara uğratan olaylardır. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında iş kazası “Çalışma ortamında veya işin yürütülmesi esnasında meydana gelen, ölüme neden olan veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay” şeklinde tanımlanmıştır.</p>



<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 13’te iş kazası şu şekilde düzenlenmiştir;</p>



<p><strong>“Yaşanan iş kazası;</strong></p>



<p>a) Çalışanın işyerinde olduğu süre zarfında,</p>



<p>b) Çalışanın işe gidip gelirken kullandığı ve işyeri tarafından temin edilen araçla kaza yapması ya da kaza geçirmesi durumunda,</p>



<p>c) Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, emziren çalışanın süt izni sırasında kaza yaşaması durumunda,</p>



<p>d) İşverence görevlendirilerek işletme dışında çalışırken kaza yaşaması durumunda, e) İşverence çalışana verilen iş dolayısıyla sigortalı kendi namına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütülmekte olan iş sebebiyle, ortaya çıkan, çalışanı derhal veya sonrasında ruhsal ya da bedensel eksikliğe uğratan durumlardır”</p>



<h3 class="wp-block-heading">İş Kazasının Şartları Neler?</h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kaza geçiren işçinin sigortalı olması gerekmektedir.</li>



<li>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 13’te sayılan hallerden birinde meydana gelmiş olması gerekmektedir.</li>



<li>Kaza sonucunda fiziksel veya psikolojik olarak bir zararın meydana gelmesi ve kazayla meydana gelen zarar arasında bir bağ bulunması gerekmektedir.</li>
</ul>



<p>İşçinin nedeni ne olursa olsun, işyerinde olduğu sürede gerçekleşen her kaza, iş kazası olarak değerlendirilir. İşçinin görev nedeniyle başka bir çalışma alanında bulunması ve bu esnada başına bir kaza gelmesi durumunda da iş kazasından söz edilir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>T.C. YARGITAY</strong></p>



<p><strong>Hukuk Genel Kurulu Esas: 2010/21-36</strong></p>



<p><strong>Karar: 2010/67</strong></p>



<p><strong>Karar Tarihi: 03.02.2010</strong></p>



<p><strong>“İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği Yargıtay`ın önceki kararlarında da benimsediği görüşe göre, kusura dayanmaktadır. İsviçre ve Türk Hukuk Sistemi’nde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. İşverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa işverenin sorumluluğundan söz edilemez.</strong></p>



<p><strong>Kusur sorumluluğunda 3 halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir neden, zarar görenin ve 3. kişinin ağır kusurudur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri için geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Kusurlu olmadığı halde işvereni, meydana gelen zarardan sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.03.1987 tarih ve 1986/9-722 Esas, 203 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır.</strong></p>



<p><strong>İlliyet bağı sorumluluğun temel öğesidir. Zararla eylem arasında illiyet bağının mevcut olması, zararın eylemin bir neticesi olarak ortaya çıkması, yani eylem olmadan zararın meydana gelmeyeceğinin kesin olarak bilinmesidir. Hiçbir hukuk düzeni mantık yasalarına göre mevcut olmayan illiyetti yaratamaz. Mantık bakımından bu illete sonsuz zincir halinde neticeler bağlanabilir. Hukuki netice olarak zararın tazmin sorumluluğunun kabulü için, bir sebebe illi olarak bağlanan neticeler silsilesinin içinde hangi kesimin gerekli ve yeter olacağını belirlemek yine hukuk düzeninin görevidir. Öncelikle, belirtilmelidir ki, bir olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin her durumda bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında bir kazasından işverenin sorumlu olması için, işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihtimal göstermesi sonucu kaza meydana gelmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, Özel Daire bozma ilamında da değinildiği üzere oluşan kazadan sorumlu olabilmesi için işverenin kusurunun kanıtlanmış olması gerekir.”</strong></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">İş Kazası Tazminat Davası Nedir?</h2>



<p>İş kazası nedeniyle açılabilecek üç tane tazminat davası vardır. Bu davalar aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanacak olup kısaca şunlardır;</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İş Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Davası</li>



<li>İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat Davası</li>



<li>İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">1) İş Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Davası</h3>



<p>İş kazası geçiren işçi, psikolojik veya fiziki olarak zarara uğradığı takdirde bu zararın giderilmesi sebebiyle&nbsp;Türk Borçlar Kanunu uyarınca tazminat davası açma hakkına sahip olacaktır.&nbsp;Türk Borçlar Kanunun 49. Maddesi; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür”</p>



<p>İşbu madde gereğince iş kazası geçiren işçi maddi zararının giderilmesini söz konusu kazanın ilgililerinden isteyebilecektir. Bunun yanı sıra ölüm ve bedensel zararlarda zarara uğrayan işçi bazı giderlerin karşılanmasını talep edebilecektir. Bu kapsamda tedavi giderleri, işçinin kazanç kaybı, malullük sebebiyle&nbsp;çalışma gücünün kaybından doğan zararlar istenebilecektir.&nbsp;İş kazası sonucu ölüm meydana gelirse Cenaze giderleri ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar da işçinin yakınları tarafından tazmin edilebilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2) İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat Davası</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunumuzun 56. Maddesinde manevi tazminat şu şekilde düzenlenmiştir;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>“Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”</strong></p>
</blockquote>



<p>İşbu madde uyarınca, iş kazası nedeniyle zarar gören işçi veyahut işçinin ölmesi durumunda yakınları manevi tazminat davası açabilmektedir. İş kazası nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesinin bazı şartları bulunmaktadır;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hukuka aykırı bir fiilin meydana gelmesi</li>



<li>Hukuka aykırı fiilin neticesinde maddi bir zararın meydana gelmesi</li>



<li>Fiil neticesinde zararın meydana gelmesi</li>



<li>Meydana gelen zarar ile hukuka aykırı fiilin arasında illiyet bağı bulunması</li>
</ul>



<p>Yukarıda açıklanan şartlar bulunduğu takdirde manevi tazminata hükmedilecektir.</p>



<p>İşçinin zarara uğraması halinde, ailesi ve yakınları da iş kazası sebebiyle etkilenir ve psikolojileri bozulursa işçinin yakınları da manevi tazminat davası açmaya hak kazanacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3) İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı</h3>



<p>İş kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazasının ölümle sonuçlanması halinde istenebilecek bir tazminat çeşididir. Bu tazminata hükmedilebilmesi için iş kazası sonucunda işçinin ölmesi ve ölen işçinin ailesinin, yakınlarının bu olaydan dolayı destekten yoksun kalacak ve maddi kayba uğrayacak olması gerekmektedir.</p>



<p>İş Kazası Halinde Yapılması Gerekenler</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İş kazasının meydana gelmesi halinde ilk olarak işçinin ilgili bir sağlık kurumuna götürülmesi ve tedavisine başlanması gerekmektedir. Sağlık kurumundaki kayıtlarda “iş kazası” ibaresi bulunmasına dikkat edilmelidir.</li>



<li>İşveren 3 gün içerisinde SGK’ya iş kazasının bildirimini yapmak zorundadır. Bildirim yapılmadığı takdirde işverene idari para cezası verilecektir.</li>



<li>İş kazası süresince işveren tedavi konusunda gerekli özeni göstermelidir. Göstermemesi halinde işçi tarafından maddi ve manevi tazminat davası açılması uygun olacaktır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">İş Kazası Halinde Açılacak Davalar Nelerdir?</h3>



<p>İş kazası halinde, yukarıda bahsettiğimiz gibi maddi, manevi ve hizmetten yoksun kalma tazminat davaları açılabileceği gibi iş kazası sebebiyle işçinin ölmesi veya yaralanması söz konusu olursa ilgililer aleyhine ceza davası açılabilecektir.</p>



<p>İş kazası meydana geldikten sonra kolluk birimlerine bildirim yapılır ve&nbsp;Cumhuriyet Savcısı soruşturma yürütür.&nbsp;Meydana gelen kazaya işveren ya da üçüncü kişinin ihmali ya da hatası sebep olmuşsa Cumhuriyet savcısı ilgililer hakkında iddianame düzenleyerek kamu davası açar.</p>



<p>Bunun yanı sıra iş kazası halinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kazanın sorumlularına karşı rücu davası da açılabilmektedir. İş kazası gerçekleşmesi durumunda işçiye yardımlar yapılacak, yardımlar yapılacak, aylık bağlanacaktır. İş kazasının meydana gelmesinde kusur sahibinin işçi, işveren ya da üçüncü bir kişi olması durumunda Sosyal Güvenlik Kurumu ödediği bedelleri kusur oranınca rücu davasına konu edebilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İş Kazasının Tespiti Davası</h3>



<p>İş kazası, işveren tarafından mutlaka Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmelidir.&nbsp;İşveren veya işçinin bildirimi üzerine SGK müfettişler aracılığıyla inceleme yaparak meydana gelen olayın iş kazası olup olmadığını, olayın oluş şekli ve tarafların kusur durumunu düzenleyen bir inceleme raporu düzenler. İnceleme raporunda olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi halinde hak sahibi iş mahkemesinde doğrudan maddi ve manevi tazminat davası açabilir.</p>



<p>İş kazası meydana geldiğinde SGK’ya bildirimde bulunulmalıdır. Şayet bildirilmemişse ya da bildirilmesine rağmen SGK gerçekleşen olayı iş kazası olarak kabul etmemişse iş kazasının tespiti davası açılmalıdır. İşbu dava tazminat davasından bağımsızdır. İş kazasının tespiti davasının kesinleşmesinden sonra ayrıca bir dava açılarak iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilebilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Nasıl İş Kazası Davası Açılır?</h3>



<p>İş kazası sonrası işçi, yetkili iş mahkemesine vereceği bir dilekçe ile gerekli harç ve gider avansını da yatırarak&nbsp;iş kazası tazminat davasını açabilmektedir.&nbsp;İş mahkemelerinde yetki 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 6. Maddesinde düzenlenmiş olup iş kazalarında yetkili mahkeme işbu maddenin 3. Fıkrasında şu şekilde düzenlenmiştir; “İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.”</p>



<h3 class="wp-block-heading">İş Mahkemesi İlk Duruşma ne zaman olur?</h3>



<p>İş mahkemesinde açılan davaya cevap verme süresi 14 gündür.&nbsp;İşbu dava dilekçesinin tebliği 30 gün içerisinde yapılmak zorundadır. Bu süreler göz önüne alınarak ve iş yoğunluğuna bağlı olarak davanın açılmasından yaklaşık 50-60 gün sonra ilk duruşma yapılacaktır.</p>



<p>İş Kazası Tazminat Davası Ne Kadar Sürer?</p>



<p>İş kazası tazminat davasının ne kadar süreceği birçok etkene göre değişkenlik göstermektedir. Kazanın sonucu, oluş şekli, mahkemelerin iş yoğunluğu gibi birçok değişken bu süreyi arttırabildiği gibi azaltabilmektedir de. Ortalama bir süre söylemek gerekirse, iş kazası tazminat davasının yaklaşık 2 sene süreceğini söylemek mümkündür.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İş Mahkemesi Kararları Ne Zaman Kesinleşir?</h3>



<p>İş mahkemesinde gerekçeli karar verildikten sonra 14 gün içerisinde karara karşı itiraz edilebilmektedir. Şayet davanın tarafları verilen karara itiraz etmez ve üst kanun yoluna başvurmazsa verilen karar 14 günün sonunda kesinleşecektir. </p>



<h3 class="wp-block-heading">İş Mahkemesi İstinaf Ne Kadar Sürer?</h3>



<p>İş mahkemelerinin görev alanına giren davaların bölge adliye mahkemesinde incelenmesi ve karar verilmesi süreci de değişkenlik göstermektedir. Fakat karşılaşılan örneklere dayanarak söylemek mümkündür ki iş mahkemelerinin görev alanına giren davaların bölge adliye mahkemesinde incelenmesi ve karar verilmesi&nbsp;8-9 ay sürmektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">İş Davalarında Avukatın Önemi</h4>



<p>Türk hukuk sistemi birçok alana sahip olup henüz uzmanlaşma söz konusu değildir; fakat hukukumuzun bazı alanları uzman olmayı gerektirmektedir. İş hukuku da yüksek deneyim ve bilgi gerektiren hukuk alanlarındandır. Aynı zamanda hukukun birçok alanında olduğu gibi iş hukuku da dönemin şartlarına uyarak hızla değişmekte, güncellenmektedir. İş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda bu konuda deneyime sahip, mevzuatı ve yüksek mahkeme kararlarını takip eden bir iş hukuku uzmanı avukat ile çalışmak davanın sonucunu büyük oranda etkilemektedir.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/olumlu-ve-yaralanmali-is-kazasina-bagli-tazminat-davasi/">Ölümlü ve Yaralanmalı İş Kazasına Bağlı Tazminat Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/olumlu-ve-yaralanmali-is-kazasina-bagli-tazminat-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doktor Hatasından (Malpraktis) Kaynaklı  Tazminat Davası</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/doktor-hatasindan-malpraktis-kaynakli-tazminat-davasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/doktor-hatasindan-malpraktis-kaynakli-tazminat-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 13:54:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doktor hatası (malpraktis) tazminat davası; tıbbi malpraktis sebebiyle zarar görülmesi halinde, zararın giderilmesi istemiyle hasta tarafından  görev – yetki sahibi mahkemede açılan davadır. Hemen bu noktada malpraktis kavramını açıklamak yerinde olacaktır. Malpraktis; “Kusurlu uygulama” demektir. Tıbbi malpraktis ise “bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir. Tıbbi malpraktis (tıbbi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/doktor-hatasindan-malpraktis-kaynakli-tazminat-davasi/">Doktor Hatasından (Malpraktis) Kaynaklı  Tazminat Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>; tıbbi malpraktis sebebiyle zarar görülmesi halinde, zararın giderilmesi istemiyle hasta tarafından  görev – yetki sahibi mahkemede açılan davadır. Hemen bu noktada malpraktis kavramını açıklamak yerinde olacaktır. Malpraktis; <strong>“Kusurlu uygulama” </strong>demektir. Tıbbi malpraktis ise <strong>“bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulaması”</strong> anlamına gelir.</p>



<p>Tıbbi malpraktis (tıbbi uygulama hatası); hekimin veya hastane, poliklinik, tıp merkezi vs. sağlık kuruluşlarının bilgi eksikliği, ilgisizliği veya deneyimsizliği sebebiyle hatalı teşhis, yanlış tedavi veya yetersiz bakım hizmeti sonucunda hastanın gördüğü zarar, şeklinde ifade edilebilir. İşbu zarar sebebiyle açılan ve yine bu zararın giderilmesi talep edilen dava ise&nbsp;<strong>doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>dır. Tıbbi malpraktis kavramı, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m.13’te şu şekilde düzenlenmiştir.</p>



<p>Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.<a href="https://www.ahddurakhukuk.com/tazminat-hukuku/doktor-hatasi-malpraktis-tazminat-davasi/#"></a></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davası Şartları</strong></h2>



<p>Her tıbbi müdahale, tabiatı gereği belirli ölçüde risk içerir. Bu sebeptendir ki, hasta izni ve onayı olmaksızın tıbbi müdahalede bulunulamaz. Söz gelimi, hasta için yararına olsa dahi ameliyat olmayı reddeden bir hastanın yalnızca hekim kararıyla ameliyat edilmesi mümkün değildir. Tıbbi müdahalede bulunulmasına rıza gösteren hastaya yönelik hekim marifetiyle uygulanacak her türlü uygulama “tıbbi standart” şeklinde ifade edilen meslek kurallarına uygun şekilde icra edilmek durumundadır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tıbbi Standart;</strong></li>
</ul>



<p>Hastaya yönelik her tıbbi müdahalenin özen yükümlülüğü ne uyularak uygulanması gerekir. Özen yükümlülüğünün ihmali halinde yaşanan kusur, tıbbi standart eksikliği şeklinde ifade edilir. Hekimler, tıbbi standardı takip etmek ve uygulamakla yükümlüdür. Aynı biçimde, bireylerin asli ve en önemli hakkı olan yaşama hakkı ve yaşama hakkı ile doğrudan ilişkili sağlık hakkının doktor tarafından tıbbi standartlara uygun şekilde korunması gerekir.</p>



<p>Tıbbi standardın nasıl belirleneceği merak konusudur. İşbu standart tespit edilirken, ülkenin sağlık koşulları dikkate alınarak bir doktorun gösterebileceği dikkat ve özen esas alınır. Buradan hareketle, bir doktorun sorumlu tutulmaması adına olağanüstü bir dikkat ve özen göstermesi gerekmez ve de beklenmez. Ortalama tıbbi bilgi, birikim ve deneyime sahip bir hekimden beklenen dikkat ve özenin gösterilmiş olması, hekimin sorumlu tutulmaması adına yeterlidir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yargıtay ve Danıştay Kararlarından Hareketle Tıbbi Malpraktis Kavramı;</strong></li>
</ul>



<p>Tıbbi standartlara göre gösterilmesi gereken dikkat ve özenden yoksun bir şekilde icra edilen her türlü doktor müdahalesine <strong>“tıbbi malpraktis” </strong>denir. Dolayısıyla hastanın tanı ve tedavisi esnasında standart uygulamaya aykırı davranılması, bilgi ve beceri noksanlığı ve doğru tedavinin uygulanmaması gibi durumlar, tıbbi malpraktis kapsamında değerlendirilir. Doktorun hatalı tıbbi uygulamasından vücut bulan sorumluluk ise kusura dayalı genel sorumluluktur.</p>



<p>Doktorun hukuki sorumluluğu tespit edilirken referans alınan ölçü; deneyimli bir doktorun standardıdır. Buna göre doktor, objektif olarak olayların doğal seyrine; sübjektif olaraksa kendi deneyimine, mesleki yeteneğine ve bilgisine, eğitiminin derecesi ve niteliğine göre, hastanın sağlığına herhangi bir zarar gelmeyeceğini öngörebilecek durumda olmalıdır. Bu noktada, özen yükümlülüğü söz konusu olacaktır. Özen yükümlülüğü, aşağıda sıralanan ve açıklanan üç alanda yoğunlaşmaktadır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Hastanın tedavisinde (hastalığın teşhisi, endikasyon, tıbbi tedbirin belirlenmesi, tedbirin uygulanması, tedavi veya cerrahi girişim sonrası bakım alanı)</li>



<li>Hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasında</li>



<li>Klinik organizasyonu alanında (personelin sayıca yeterli olması, personel niteliği ve konsültasyon)</li>
</ol>



<p>Sıralanan üç alanda söz konusu olan kusura <strong>“Tıbbi Uygulama Hatası” yani malpraktis</strong> denir. Doktor, hastaya yönelik uyguladığı tıbbi müdahalelerde tıbbi standartlara göre gereken özeni ve dikkati göstermelidir. Hekim – hasta ilişkisinde<strong> </strong>tazminat davasına konu edilen malpraktis, genellikle şu şekilde tezahür etmektedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hekimin muayeneyi gerektiği gibi yapmaması, eksik yapması veya hastalık öyküsünü (anamnez) hiç ya da gereği gibi almaması, yapılması gereken tetkiklerde eksiklik yapılması vs. hatalar,</li>



<li>Hastaya uygulanması gereken tıbbi müdahalenin yapılmaması, ameliyat esnasında hasta vücudunda yabancı madde unutulması, tedavi yönteminde yanlışlık yapılması, yanlış ilaç verilmesi, hatalı iğne yapılması veya iğnenin yanlış yere yapılması, hastanın veya müdahaleye konu uzvun karıştırılması, ölçüsüz müdahale, hijyen kurallarına aykırı davranılması, ameliyat tarzında hatalar,</li>



<li>Hastanın sağlık durumu, hastalığın ağırlığı ve tipine göre dürüstlük ilkesinin mecbur kıldığı önlemlerde özensiz davranılması, gerekli nitelikli personel eksikliği, tedavi için gereken durumlarda doktorlar arası iş birliğinin (konsültasyon) sağlanmaması,</li>
</ul>



<p>Hallerinde (teşhis, tedavi, organizasyon süreçlerinde) yapılan hatalar sebebiyle hastanın zarar görmesi halinde, zarardan sorumlular aleyhine&nbsp;<strong>doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>&nbsp;açılabilir. Hemen bu noktada, özellikle belirtilmesi gereken iki ayrı konu başlığı mevcuttu: konsültasyon ve stabilizasyon.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Konsültasyon ve Malpraktis İlişkisi</strong>;</li>
</ul>



<p>Konsültasyon; hastalığın teşhisi, hastanın tedavisi ve takibi için sorumlu doktorun diğer uzmanlık alanları ile fikir alışverişinde bulunması, iş birliği yapmasıdır. Konsültasyon gereken durumlarda konsültasyon yapılmaması ya da gereği gibi yapılmaması halinde de malpraktis sebebiyle tazminat sorumluluğu söz konusudur. Konsültasyon yapılması gerektiği halde uzman görüşü alınmadan hareket edilmesi ya da konsültasyon yapılmasına karşın uzman görüşüne uygun hareket edilmemesi halinde de malpraktis nedeniyle tazminat sorumluluğu gündeme gelir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Stabilizasyon ve Malpraktis İlişkisi</li>
</ul>



<p>Stabilizasyon; tıbbi rahatsızlığın belirli ölçülerde giderilerek vücut dengesinin tekrar sağlanması, vücut fonksiyonlarının stabilize edilerek aynı kararda seyredecek duruma getirilmesi, rahatsızlığın ağırlaşmasına engel olunması, yeni komplikasyonlar yaşanmasına mani olmak adına tıbbi destekte bulunularak hastanın dengede tutulmasını ifade eder. Hastanın stabilizasyonu sağlanmadan taburcu edilmesi veya bir başka yere sevk edilmesi sonucunda yaşanacak olumsuz gelişmeler de malpraktis kapsamında değerlendirilir.</p>



<p>Yargıtay, acil bir tıbbi vaka sebebiyle acil servise başvuran bir hastanın, sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın stabilizasyonu sağlanıncaya kadar acil servis görevlileri tarafından gereken tüm tıbbi hizmetlerin sunulması gerektiğini belirtmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davası Görevli Mahkeme</strong></h3>



<p><strong>Doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>nda görevli yargı organları şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Eser veya vekalet sözleşmesi nedeniyle tıbbi malpraktise dayanılarak açılacak davalar tüketici mahkemelerinin görev alanına girer.</li>



<li>Tıbbi malpraktis sebebiyle bağımsız çalışan doktorlar aleyhine tazminat talebiyle açılacak davalar, tüketici mahkemelerinin görev alanına girer.</li>



<li>Şirket, adi ortaklık veya gerçek kişilerin işletici olduğu özel hastaneler aleyhine tıbbi malpraktise dayanılarak açılacak davalarda görevli yargı organı da tüketici mahkemeleridir.</li>



<li>Kamu hastanelerine, sağlık kuruluşlarına karşı tıbbi malpraktis sebebiyle açılacak tazminat talepli davalar idare mahkemelerinin görev alanına girer.</li>



<li>Üniversite hastanelerinde (devlet – vakıf ayrımı gözetilmeksizin) yaşanan malpraktisler sebebiyle maddi ve manevi tazminat davalarına bakmakla görevli yargı organı da idare mahkemesidir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davası Yetkili Mahkeme</strong></h3>



<p><strong>Doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>nda yetki kuralları şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Davalı gerçek veya tüzel kişinin dava açıldığı sıradaki yerleşim yeri mahkemesi genel yetkili mahkemedir. İşbu mahkeme, doktor hatası (malpraktis) sebebiyle açılacak maddi ve manevi tazminat talepli davaların tamamında yetkilidir. Birden çok davalı olması halinde, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemedir. Genel yetkili mahkemeye ilişkin bu hususlar, 6100 sayılı <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6100.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hukuk </a>Muhakemeleri Kanunu’nun 6. ve 7 . maddelerinde düzenleme altına alınmıştır.</li>



<li>Eser veya vekalet sözleşmesinden kaynaklanan malpraktis sebebiyle açılacak tazminat davalarında yetkili mahkeme, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesidir.</li>



<li>Tüketici mahkemelerinin görev alanına giren davalar, tüketicinin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.</li>



<li>Haksız fiile dayalı malpraktis nedeniyle tazminat davaları, yukarıda izah edilen genel yetkili mahkemede açılabileceği gibi haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi, zararın meydana geldiği yer mahkemesi veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de dava açılabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davası Zamanaşımı (Dava Açma Süresi)</strong></h3>



<p>Devlet hastanesi, araştırma hastanesi, üniversite hastanesi, aile sağlığı merkezi gibi kamu hastanelerine karşı hizmet kusuruna dayalı malpraktis sebebiyle tazminat davasının idare mahkemesinde açılacağını belirtmiştir. İdare mahkemesinde dava açmadan önce, zararın ve hekim hatasının öğrenilmesini takiben 1 yıl ve her halde 5 yıl içinde ilgili idareye tazminat talebi içeren yazılı başvuruda bulunulması gerekir. Başvurunun reddedilmesi halinde malpraktis sebebiyle tam yargı davası açılabilir.</p>



<p>İdare, ilgili tarafından kendisine sunulan yazılı tazminat talebini kısmen ya da tamamen reddederse, başvurunun reddi işlemini izleyen 60 gün içinde idare mahkemesine başvurmak suretiyle doktor hatası tazminat davası açılmalıdır. Tazminat isteminin 30 gün içinde idarece yanıtlanmaması, ilgilinin tazminat talebinin reddedildiği şeklinde yorumlanır. Tazminat isteminin reddedilmiş kabul edilmesini takiben 60 gün içinde malpraktis sebebiyle dava yoluna gidilebilir.</p>



<p>İdareye karşı açılan davalarda ceza hukukundan kaynaklanan uzamış zamanaşımı sürelerinin geçerli olmadığını belirtmekte fayda var. Özel hastane veya doktorlara karşı haksız fiil nedeniyle açılacak doktor hatası davaları, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesini takiben 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl geçmesiyle birlikte zamanaşımına uğrar. Fakat tazminat hakkı, ceza hukuku düzenlemelerince daha uzun bir zamanaşımı süresi gerektiren bir cezaya neden olan fiilden doğmuşsa, zamanaşımı süresi belirlenirken ceza hukuku hükümleri esas alınır.</p>



<p>Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.</p>



<p>Özel hastane veya hekim aleyhine vekalet sözleşmesine dayalı açılacak malpraktis davalarında ise 5 yıllık zamanaşımı öngörülmüştür. Yine özel hastane veya hekim aleyhine eser sözleşmesine dayalı olarak açılacak malpraktis davalarında da 5 yıllık zamanaşımı süresi vardır. Hekim, ağır kusurlu bir tıbbi uygulamada bulunduğu takdirde, ağır kusurlu işlemin niteliğine dikkat edilmeksizin 20 yıllık zamanaşımı süresi söz konusudur. Son olarak, estetik ameliyatların da eser sözleşmesi kapsamında değerlendirildiğini belirtelim</p>



<p>Hastaya tıbbi müdahalede bulunmadan önce onay alınmadan vekaletsiz iş görme sebebiyle açılan doktor hatası tazminat davalarında 10 yıllık zamanaşımı uygulanır. Son olarak, sözleşmeye aykırılık nedeniyle açılan malpraktis tazminat davalarında ceza davası zamanaşımı süreleri uygulanmaz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Malpraktis Nedeniyle Hukuki ve Cezai Sorumluluk</strong></h3>



<p>Sorumluluk kavramı, kişinin hukuka aykırı eylemde bulunmak suretiyle bir başkasına verdiği zararı tazminle yükümlülüğünü ifade eder. Fakat bu tanımlama, özel hukukta sorumluluğa ilişkindir. Sağlık çalışanlarının sorumluluğu ise tıbbi uygulamalar esnasında hastaya verilen zarar karşısında hukuki sorumluluğudur. Sağlık çalışanlarının sorumluluğunun hukuki dayanağı, sağlık çalışanı ve hasta arasında açık ya da örtülü olarak kurulmuş bir sözleşme ya da haksız fiil oluşturur.</p>



<p>Tıbbi hatalar, teşhis veya tedavi metodunun belirlenmesi veya belirlenen metodun uygulanması esnasında ortaya çıkabileceği gibi aydınlatma kurallarının ihlali sonucunda da yaşanabilir. Hekim marifetiyle hastaya uygulanan tedavi metodunun hukuka aykırılık teşkil etmemesi, uygulanan yöntemin tıp biliminin ve mesleğinin kurallarına uygun olmasına bağlıdır. Hekimin tıbbi hatası olduğunun ileri sürülebilmesi ise yaşanan sonucun hekim tarafından öngörülebilir ve önlenebilir olması gerekir.</p>



<p>Hekimin öngörebilir ve önleyebilir olması noktasında referans alınan ölçütlerse; ilgilinin yaşı, zekası, eğitim ve sosyal seviyesi, görgüsü vs. özellikleridir. Söz konusu özellikler dikkate alınarak neticesin öngörülebilir olup olmadığı tespit edilir. Dolayısıyla, tıbbi tedaviyi icra eden doktorun mesleki deneyimi, çalışma şartları, aldığı eğitim, hastanın durumu ve hastalığın niteliği, tıbbi müdahalenin icra edildiği tarih ve o zamanın şartları gözetilerek “öngörülebilirlik” hususu değerlendirilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Hasta ile Hekim Arasındaki İlişkinin Hukuki Niteliği</strong></h3>



<p>Hasta ile hekim arasındaki ilişkinin hukuki niteliği, malpraktis sebebiyle doktorların hukuki sorumlulukları açısından tek bir hukuki dayanak söz konusu olmadığı için birkaç farklı başlık altında ayrı ayrı incelenir. Hatalı tıbbi müdahaleden dolayı doktor sorumluluğu değerlendirilirken, doktorun mesleğini icra ettiği kurum ve kuruluşun niteliği önemlidir. Doktorun çalıştığı kurum ve kuruluşun niteliği, doktor – hasta arasındaki hukuki ilişkinin tespit edilmesi sorununu beraberinde getirmektedir.</p>



<p>Zira, doktor hatası (malpraktis) davasında ileri sürülebilecek hukuki nedenler açısından bu ilişkinin hukuksal belirlenmelidir. Doktor ve hasta arasındaki doğrudan ilişkinin niteliği, öğretideki hakim görüşe göre vekalet sözleşmesidir. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik kararları da doktor ve hasta arasındaki doğrudan ilişkinin hukuksal niteliğinin vekalet sözleşmesi olduğunu destekler mahiyettedir. Bu nedenle, doktor hatası (malpraktis) davasında sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanır.</p>



<p>Hasta, bir hastaneye başvurursa ve gittiği hastanede daha önceden belirlediği ve uzlaştığı doktor yoksa, muayenesi ve tedavisi için hastane yönetimi marifetiyle bir başka doktor görevlendirilir. Bu tür bir durumda hasta ile doktor arasında değil; hasta ile hastane arasında ilişki kurulacaktır. Hasta ile hastane arasında kurulan ilişki incelenirken, ilgili hastanenin niteliğine göre farklı durumlar söz konusu olacaktır;</p>



<p>Hastanın başvurduğu hastanenin özel sağlık kuruluşu olması halinde, hastanın tedavisi için içeri alınmasıyla birlikte hastane ve hasta arasında hasta kabul sözleşmesi kurulmuş olur. Bu durumda hastanın tedavisini üstlenecek hekim, tedaviyi kendi adına değil; hastane adına üstlendiğinden dolayı “yardımcı kişi” konumundadır.</p>



<p>Hastanın başvurduğu hastanenin kamu hastanesi olması halinde, hasta ile hastane arasında özel hastanede olduğu gibi sözleşmeye dayanan bir ilişki kurulmaz. Hastanın tedavisini üstlenen kamu görevlisi doktor ile hasta arasında da doğrudan bir ilişki söz konusu değildir. Bu tür bir durumda hasta açısından “kamu hizmetinden yararlanma” hali söz olacaktır. Dolayısı ile, hastanın tedaviden zarar görmesi halinde hekim aleyhine değil; hizmet kusur sebebiyle kamu hastanesinin bağlı olduğu devlet kurumu aleyhine dava açılır.</p>



<p>Zira kamu hastaneleri ve kamu hastanelerinde çalışan sağlık personelinin sorumlulukları hizmet kusuru kapsamında değerlendirildiği için ve kamu bu kişiler kamu görevlisi olduklarından dolayı Anayasa m.129/5 hükmü uyarınca sadece ilgili kamu kuruluşu aleyhine dava yoluna gidilebilir. 2709 sayılı Türki Cumhuriyeti Anayasası m.129/5;</p>



<p>Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bağımsız Çalışan Hekim ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Niteliği</strong></h3>



<p>Bağımsız çalışan hekim ile hasta arasındaki ilişki, Yargıtay kararları ve doktrine göre vekalet sözleşmesine dayanır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.501/1 ve 502/2 düzenlemelerine göre vekalete dair hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmemiş olan iş görme sözleşmelerine de uygulanacaktır. Hasta ile bağımsız çalışan hekim arasındaki sözleşmenin de bu tür bir iş görme sözleşmesi olmasından sebep, vekalet sözleşmesi hükümleri uygulanacaktır.</p>



<p>Hasta ile doktor arasındaki sözleşmenin vekalet sözleşmesi olmasının asli sebebi, vekalet sözleşmesiyle vekil tayin edilen kişinin iş ya da hizmet sözleşmesine kıyasla daha geniş hareket alanına sahip olmasıdır. Vekalet sözleşmesi, taraflar arasında alt – üst ilişkisinin bulunmadığı ve hizmet akdindeki gibi işverene bağımlılığın söz konusu olmadığı bir sözleşme türüdür. Vekalet sözleşmesi ile vekil, sözleşmeye konu işi özenle ifa etme borcu altına girer.</p>



<p>Vekalet sözleşmesi, iş ya da hizmet akdinde olduğu gibi belirli bir süre için tesis edilmez. Yargıtay, hasta – doktor ilişkisinin vekalet akdi olduğunu belirterek vekalet görevini icra eden vekilin sonucu elde edememesi nedeniyle sorumlu olmayacağını, sonuca ulaşmak adına yerine getirdiği işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmaması sebebiyle yaşanan zararlardan sorumlu tutulacağını ifade etmiştir. Özetle, doktor – hasta ilişkisinin vekalet sözleşmesi olduğu yönünde Yargıtay’ın çeşitli içtihatları vardır.</p>



<p>Tedavi sözleşmesi veya hekimlik sözleşmesi olarak da bilinen hekim – hasta arasındaki sözleşme, hekimin tıbbi müdahalede bulunmak yükümlülüğü altına girmesi; hastanın da tıbbi müdahalenin karşılığı ücreti ödeme yükümlülüğü altına girmesi sonucunu doğurur. Kimi hallerde, doktor – hasta arasındaki ilişkiye eser sözleşmesi hükümleri de uygulanabilir. Söz gelimi, hukuki ilişkiye konu işin estetik ameliyat olması halinde eser sözleşmesi hükümleri uygulanır.</p>



<p>Konusunu estetik ameliyatın oluşturduğu sözleşmenin “eser sözleşmesi” kapsamında değerlendirilmesinin temel nedeni, sözleşmede doktorun bir iş görmesi değil; bir eser meydana getirilmesi üzerine  anlaşılmasıdır. Dişçilik ve ortopedide de benzer durum söz konusudur. Misal, hastaya takma bacak takmayı üstlenmek, takma diş yapmak vb. edimler de eser sözleşmesidir. Dolayısıyla, Türk Borçlar Kanunu m.470 ve devamı hükümleri esas alınarak sorumluluk belirlenir.</p>



<p>Son olarak, vekaletsiz iş görmeden doğan sorumluluğa değinmek gerekirse; söz gelimi, bir kaza sonucunda hastanın onayı almak durumunda olmayan hekimin hastaya müdahale etmesi, vekaletsiz iş görmeden doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Özel Hastane ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Niteliği</strong></h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu, hasta ile özel hasta arasında tesis edilen sözleşmeye özel bir düzenlemede bulunmamıştır. Bu bakımdan, özel hastane ile hasta arasındaki ilişkinin hukuki niteliği için öğretiye bakılır. Öğretide işbu sözleşmeye “hasta kabul sözleşmesi” denir. Hasta kabul sözleşmesi, özel hastaneye başvuran hasta ile özel hastane işletmecisi arasında kurulur. Hasta kabul sözleşmesi ile özel hastane işletmecisi; tıbbi tedavi, yedirip içirme, barındırma vs. hastane bakımına dair edimleri yerine getirme yükümlülükleri altına girer.</p>



<p>Herhangi bir şekilde şartına tabi olmayan hasta kabul sözleşmesi, tıpkı Alman ve İsviçre hukukunda olduğu gibi Türk Hukuk Sisteminde de karma sözleşme statüsündedir. Söz konusu sözleşmenin esas gayesi, özel hastaneye başvuran hastanın tedavi edilmesidir. Sözleşmedeki esas edimse iş görme edimi niteliği taşır. Hastanın yatırılması, yedirilip içirilmesi vs. bakım hizmetleri, esas amaç olan hastanın tedavi olması amacına ulaşılmasına yardımcı olan yan edim yükümlülükleridir.</p>



<p>Hukuki niteliği itibariyle tartışmaya açık bir sözleşme türü olan hasta kabul sözleşmesi, Alman Hukuk Sisteminde hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi bir sözleşme olarak değerlendirilirken İsviçre Hukuk Sisteminde vekalet sözleşme hükümlerine tabi olması gereken bir sözleşme olarak değerlendirilir. Türk Hukuk Sistemindeki hakim görüşse, hasta kabul sözleşmesinin esas edimi oluşturan tıbbi tedavi ediminin vekalet sözleşmesine; yan edimlerinse tipik sözleşme hükümlerine tabi olması gerektiği yönündedir.</p>



<p>Netice itibariyle özel hastanelerde kurulan sözleşme ilişkisi, hasta ile özel hastane arasında tesis edilir. Hastanın tedavisini üstlenen doktor veya yardımcı personel, işbu sözleşmeye taraf değildir. Bu bakımdan, hasta doğrudan özel hastane ile muhataptır. Tedaviyi yerine getiren hekimin hukuki durumu ise TBK m.116’da ifade edilen şekliyle ifa yardımcısıdır. Özel hastane, ifa yardımcısı durumundaki doktorun malpraktisinden kusursuz sorumludur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kamu Hastanesi ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Niteliği</strong></h3>



<p><strong>Doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>&nbsp;başlığı altında izah edeceğimiz son husus, kamu hastane ile hasta arasındaki ilişkinin hukuksal niteliğidir. Tedavi olmak amacıyla bir kamu hastanesine başvuran hasta ile hastane ve hekim arasında sözleşme ilişkisi kurulmaz. Zira kamu hastaneleri, kamu hizmeti verir. Dolayısıyla bu durumdaki ilişkinin vekalet ilişkisi olmadığı açıktır. Söz konusu ilişki, idare hukuku ilişkisidir. Kamu hastanesine başvuran hasta, kamu hizmetinden faydalanan statüsündedir.</p>



<p>Kamu hastanesi ile hasta arasındaki ilişki, idare hukuku kuralları esas alınarak değerlendirilir. Kamu hizmetinden yararlanan hasta, tedavisi esnasında zarar gördüğü takdirde, somut olayın koşullarına göre devlete karşı veya ilgili kamu tüzel kişiliğine yönelik dava yoluna gidebilir; ancak, doktoru veya diğer sağlık personelini dava edemez. Zira, yukarıda da paylaşıldığı üzere, T. C. Anayasası m.129 hükmü uyarınca, ancak idare aleyhine dava açılabilir. Nitekim 657 sayılı Kanun m.13’te de şu düzenleme hüküm altına alınmıştır.</p>



<p>Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.</p>



<p>Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başta olmak üzere Türk hukuk düzeni, kamu görevlerinin icra edilmesi esnasında yaşanabilecek zararlarda asli ve birinci derece sorumluluğun devlete ait olduğunu hüküm altına almıştır. Kamu hastanelerinde gördüğü tedavi sebebiyle zarara uğrayan kişi, evleviyetle devlet veya ilgili kamu tüzel kişiliği aleyhine dava yoluna gidebilecek; davacıya tazminat ödemek durumunda kalan devlet de söz konusu personele rücu edebilecektir.</p>



<p><strong>Sonuç</strong>;</p>



<p>Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m.13’te malpraktis kavramı “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulaması, anlamına gelir.” şeklinde düzenlenmiştir. Türk Hukuk Sistemi, hastaların yaşayabileceği bu tür olumsuz durumlara karşı birtakım düzenlemeler getirerek hastaları hukuk güvencesi altına almıştır.&nbsp;<strong>Doktor hatası (malpraktis) tazminat davası</strong>, hastaların maruz kaldığı zararların giderilmesi amacıyla açılan tazminat talepli davadır.</p>



<p>Tıbbi müdahalelerin hasta için belirli ölçüde risk teşkil etmesi, tıbbi müdahalenin doğasında vardır. Zira esas olan, korunması amaçlanan hak, hastanın yaşama hakkıdır. Tıbbi müdahalenin amaçlandığı gibi icra edilememesi ise tıbbi hata olarak ifade edilir. Hastalara verilen sağlık hizmeti esnasında yaşanabilecek tıbbi hatalar; yanlış bir işlem yapılması, doğru işlemin yapılmaması veya doğru işlemin yanlış yapılması sonucunda yaşanabilir.</p>



<p>Doktorun yanlış teşhisi, yanlış tedaviye yönlendirilmesi ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eder. Hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması ise sorumluluk hususunu gündeme getirecektir. Hatalı tıbbi uygulamada bulunan bir doktor, hukuki açıdan kusurları oranında; cezai açından TCK’de düzenlenen ilkeler kapsamında sorumlu tutulacaktır. Doğru ve eksiksiz tıbbi uygulamalara rağmen çeşitli komplikasyonlar oluşması halinde, komplikasyonlardan dolayı doktorlar sorumlu tutulamayacaktır.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/doktor-hatasindan-malpraktis-kaynakli-tazminat-davasi/">Doktor Hatasından (Malpraktis) Kaynaklı  Tazminat Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/doktor-hatasindan-malpraktis-kaynakli-tazminat-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kira Tespit Davası</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/kira-tespit-davasi/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/kira-tespit-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 13:45:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2864</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumsal hayatın önemli bir parçası olan kira ilişkileri, Borçlar Hukuku’nda ele alınır. Bu makalede, kira sözleşmeleri ve kira bedelinin tespiti konusuna odaklanacağız. Kira ilişkisi, kanunlarla belirlenmiş normlar çerçevesinde işler ve bu düzenlemeler toplumsal düzenin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Kira Bedeli ve Sözleşme Özgürlüğü Kira sözleşmelerinde, taraflar kira bedelini serbestçe belirleme hakkına sahiptir. Ancak bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/kira-tespit-davasi/">Kira Tespit Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Toplumsal hayatın önemli bir parçası olan kira ilişkileri, Borçlar Hukuku’nda ele alınır. Bu makalede, kira sözleşmeleri ve kira bedelinin tespiti konusuna odaklanacağız. Kira ilişkisi, kanunlarla belirlenmiş normlar çerçevesinde işler ve bu düzenlemeler toplumsal düzenin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir.</p>



<p><strong>Kira Bedeli ve Sözleşme Özgürlüğü</strong></p>



<p>Kira sözleşmelerinde, taraflar kira bedelini serbestçe belirleme hakkına sahiptir. Ancak bu serbestlik, sözleşmenin başlangıcında devreye girer. Kira sözleşmesi kurulurken taraflar kira bedelini belirlerken kanunun sınırları içinde kalmalıdır.</p>



<p><strong>Yeniden Kira Bedeli Belirleme</strong></p>



<p>Kira bedelinin tespiti sadece kira sözleşmesinin başlangıcında değil, sözleşmenin devamı sırasında da gündeme gelebilir. Ancak bu durumda birtakım sınırlamalar ve prosedürler mevcuttur.</p>



<p><strong>Kira Bedeli Sorunu ve Kira Tespit Davası</strong></p>



<p>Kira sözleşmesi, sürekli bir sözleşme olduğundan, zaman içinde kira bedelinin değişmesi gerekebilir. İşte burada, kiraya verenin kira bedelini tek taraflı olarak artırma hakkı, bazı ülkelerde tanınırken bazılarında sınırlıdır. Türk hukukunda kiraya verene bu yetki tanınmaz ve 2023 yılına göre %25 olarak belirtilmektedir. Kira bedelinin ne kadar artırılacağı konusunda taraflar anlaşamazsa, kira tespit davası açma hakkı doğar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kira Sözleşmesi ve Kira Bedeli</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Sözleşmesi ve Tanımı</h3>



<p>Kira sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 299 ila 378. maddeleri arasında düzenlenmiş bir hukuki ilişkidir. Kanunun 299. maddesinde kira sözleşmesi, “Kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı; kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanır. Kira sözleşmesi, iki taraf arasında rızai, iki tarafa borç yükleyen, karşılıklı bir değiş tokuş içeren, belirli veya belirsiz bir süreyle sınırlı, ancak sürekli bir sözleşmedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedeli ve Serbesti</h3>



<p>Kira bedeli, kiracının kiralananı kullanma hakkına karşılık olarak kiraya verene ödediği bedeldir. Türk hukuk sisteminde sözleşme serbestisi ilkesi gereği, kira sözleşmelerinde taraflar kira bedelini özgürce belirleyebilirler. Kira bedelinin ödenmesi genellikle para ile yapılır, ancak ayrıca altın gibi benzer eşyayla da ödeme mümkündür.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedelinin Zamanı</h3>



<p>Kira bedelinin ödenme zamanı, Türk Borçlar Kanunu’nun 314. maddesinde düzenlenir. Buna göre, kiracı, aksine bir sözleşme veya yerel adet olmadıkça, kira bedelini her ayın sonunda veya en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür. Bu hüküm, ödeme süresinin öncelikle sözleşmede belirlendiğini, sözleşmede bir düzenleme bulunmazsa yerel adetlere uygun şekilde belirleneceğini ve bu yöntemlerle de belirlenemiyorsa ödemenin her ayın sonunda veya kira süresinin sonunda yapılması gerektiğini belirtir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Sözleşmelerinin Süreleri ve Sonlandırılması</h3>



<p>Belirli bir süreyle sınırlı kira sözleşmeleri, süre sonunda kendiliğinden sona ermez. Kiracı, sürenin sonuna en az 15 gün kala bildirimde bulunmadığı takdirde, sözleşme aynı koşullarla bir yıl daha uzar. Ancak belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiraya veren, 10 yıl boyunca herhangi bir neden belirtmeksizin sözleşmeyi sonlandıramaz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedeli ve Sözleşme Serbestisi</h3>



<p>Kira sözleşmelerinin başlangıcında kira bedelinin belirlenmesinde taraflara büyük serbestlik tanınır. Bu serbestlik, başlangıçtaki kira bedelinin taraflarca serbestçe belirlenmesine olanak sağlar. Ancak, ilerleyen kira dönemlerinde kira bedelinin artırılmasına ilişkin koruyucu hükümler getirilmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedeli Artışının Esasları</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesi, kira bedelinin artırılmasına ilişkin temel esasları düzenler. Bu maddeye göre kira bedeli artışıyla ilgili esaslar şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Taraflar arasında artış oranı sözleşmede belirlenmişse, bu oran geçerli olacaktır.</li>



<li>Kira sözleşmesi 5 yıldan uzun süreliyse veya 5 yıl sonrasında yenileniyorsa, artış oranı taraflarca belirlenebilir.</li>



<li>Kira bedeli yabancı para olarak belirlenmişse, artış oranı belirlenebilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedeli Artış Oranı ve TÜFE</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu’na göre, kira bedeli artışının üst sınırı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile belirlenir. Bu endeks, kira bedelinin yıllık artış oranını belirlemek için kullanılır. Ancak, Ocak 2019’dan önce, bu endeks Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile belirleniyordu. 2019’dan itibaren TÜFE, kira artış oranının belirlenmesinde kullanılan endeks haline gelmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">TÜFE Üst Sınırı</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu 344/1. maddesine göre, kira bedeli artış oranının üst sınırı bir önceki kira yılının TÜFE oranıdır. Yani, taraflarca belirlenen artış oranı, bu üst sınırdan düşük olmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kiracısı Tacir Olan İşyerleri</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca, kiracısı tacir olan iş yerlerinde TÜFE sınırlaması 1 Temmuz 2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile kira bedelinin artışı TÜFE’yi aşamaz. Ayrıca, bu düzenleme 1 Temmuz 2019 tarihinden önce kurulmuş kira sözleşmelerine de uygulanır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Artışının Hakkaniyeti</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 344/2. maddesine göre, taraflar arasında kira artış oranı belirlenmemişse, hâkim tarafından kiralananın durumu ve bölgedeki emsal değerler göz önünde bulundurularak hakkaniyete uygun bir kira bedeli belirlenir. Yani, kira bedelinin adil bir şekilde tespiti için mahkeme tarafından karar verilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedeli Belirleme Hakkı</h3>



<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 344/3. maddesi, kira bedelinin belirlenmesi konusunda taraflar arasında bir anlaşma olup olmadığına bakılmaksızın, belirli koşulları sağlayan kira sözleşmeleri için hakime kira bedeli belirleme yetkisi tanır. Bu koşullar şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Sözleşme beş yıldan uzun süreli veya beş yıl sonrasında yenileniyorsa,</li>



<li>Her beş yılın sonunda hakim tarafından kira bedeli belirlenebilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Bedelinin Belirlenmesi</h3>



<p>Mahkeme, kira bedelini belirlerken çeşitli faktörleri dikkate alır. Bunlar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kiralananın durumu,</li>



<li>Emsal kira bedelleri,</li>



<li>Bir önceki yılın tüketici fiyat endeksindeki artış oranı.</li>
</ul>



<p>Mahkeme, bu faktörleri göz önünde bulundurarak kira bedelini hakkaniyete uygun bir şekilde tespit eder.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Tek Taraflı Kira Artışı Hakkı Yok</h3>



<p>Türk hukukunda, kiraya verene kira bedelini tek taraflı olarak artırma hakkı tanınmaz. Dolayısıyla kira bedelinin artırılması konusunda taraflar arasında anlaşma sağlanamadığında, kira tespit davası açılması gerekebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davası Dilekçe Örneği</h3>



<p>Kira bedeli artışı konusunda taraflar arasında anlaşmazlık olduğunda veya kira bedelinin tespiti gerektiğinde kira tespit davası açılabilir. Mahkeme, kira bedelinin tespiti için gerekli değerlendirmeleri yapar ve nihai bir karar verir. Bu işlemlerin başlatılması için dilekçe örneğimiz aşağıdaki linkte sunulmuştur.<strong><a href="https://www.kandemir.av.tr/wp-content/uploads/2023/11/Kira-Tespit-Davasi-Dilekce-Ornegi-2023-2024-word-doc-docx.docx"> </a></strong></p>



<p>Not: Tüm davalar farklılıklar gösterebilir. Dilekçe örneği ile ilgili işlem yapmadan önce hukuki danışmanlık almanızı tavsiye etmekteyiz.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kira Bedelinin Tespiti Davası: Süreç ve Yetki</strong></h2>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Dava Açma Süresi:</strong>&nbsp;Kira bedelinin tespiti davası, Türk Borçlar Kanunu’nun 345. maddesi uyarınca her zaman açılabilir. Bu dava, kira yılına ait kira bedelinin belirlenmesine yönelik bir davadır ve eda niteliği taşımadığı için faiz talep edilmez.</li>



<li><strong>Taraflar:</strong>&nbsp;Kira bedelinin tespit davası, genellikle kiraya veren tarafından açılır. Ancak kural olarak kiralayan tarafından da açılabilir. Kiraya verenlerin birden fazla olması durumunda, davanın tüm kiralayanlar tarafından birlikte açılması gerekir. Kiralanan gayrimenkulün sahibi de kira bedeli tespiti davası açabilir. Taşınmaz paylı mülkiyete konu bir mülk ise, her bir paydaş payı için tespit davası açabilir veya paydaşlar arasında birlikte mülkiyet söz konusu ise dava bütün ortaklar tarafından açılabilir.</li>



<li><strong>Dava Süreci:</strong>&nbsp;Kira bedelinin tespiti davasında mahkeme, tarafların belirlediği emsal bedelleri, kiralananın durumu, üretici fiyat endeksindeki artış oranı ve yabancı para değişikliklerini göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir kira bedeli tespit eder. Bu tür davalarda, kira bedelinin belirlenmesi özel bilgi ve teknik gerektirdiğinden, bir bilirkişi tarafından da değerlendirilir. Bilirkişi, taraflarca gösterilen emsal bedelleri inceleyerek kiralananın bedel tespitini kıyaslar.</li>



<li><strong>Yetki:</strong>&nbsp;Kira bedelinin tespiti davaları, Türk Borçlar Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca&nbsp;<strong>sulh hukuk</strong>&nbsp;mahkemelerinin görevlerine dahildir. Kira sözleşmesinden kaynaklanan tüm uyuşmazlıklar, sulh hukuk mahkemeleri tarafından çözülmelidir. Ayrıca, kira alacağına ilişkin davalarda yetkili mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6. maddesine göre, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. İfa edileceği yer mahkemesi, eğer taraflar sözleşmede bir hüküm belirlemediyse, kiralayanın yerleşim yeri mahkemesi olarak kabul edilir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kira Tespit Davası İhtar Şartı</strong></h2>



<p>Kira tespit davasında ihtar, Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesine göre, kira artış oranını belirleyen taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı durumlarda kiracının veya kiraya verenin diğer tarafa yazılı olarak bildirimde bulunma yükümlülüğünü ifade eder. İhtar, kira bedelinin tespiti veya artırılması için tarafların birbirlerine yapmaları gereken resmi bir bildirimdir. İhtar süreci şu şekilde işler:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Kiracı veya kiraya veren, kira artışı konusunda anlaşamadığında diğer tarafa yazılı bir ihtar göndermelidir. İhtar, kira bedelinin artırılacağını ve bu artışın gerekçesini içermelidir.</li>



<li>İhtarın süresi, Türk Borçlar Kanunu’na göre kiracı için en az bir ay, kiraya veren için en az iki aydır. Bu süre, kira sözleşmesi ve yasal düzenlemelere uygun bir şekilde belirtilmelidir.</li>



<li>İhtarın yazılı olarak yapılması çok önemlidir. İhtar mektubu, karşı tarafın alınabilir bir kanıtı olarak kullanılabilir.</li>



<li>İhtar, yasal süre içinde karşı tarafa ulaştırılmalıdır. Posta, iadeli taahhütlü mektup veya elden teslim gibi yöntemlerle iletilir.</li>



<li>İhtar sonucunda taraflar, kira artışı konusunda anlaşmaya varmazlarsa ve kira bedeli hâlâ anlaşmazlık konusu ise, kira tespit davası açılabilir.</li>
</ol>



<p>Yasal olarak ihtar şartı, taraflar arasında kira bedelinin değiştirilmesi veya tespiti amacıyla kira sözleşmesi sürecinde bir uzlaşma sağlanmadığında dava yoluna başvurmadan önce atılması gereken bir adımdır. İhtarın şartlara uygun ve yazılı olarak yapılması, ileride olası bir dava sürecinde önemli bir kanıt olabilir. Bu nedenle ihtar sürecini doğru bir şekilde yürütmek önemlidir. Kiracı ve kiraya veren, hukuki işlemler konusunda uzman bir avukattan danışmanlık almalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira tespit davası nedir?</strong></h3>



<p>Kira tespit davası, kiracı ve kiralayan arasında kira bedelinin belirlenmesi veya mevcut kira bedelinin değiştirilmesi gerektiği durumlarda mahkemeden kira bedelinin tespitini istemektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira tespit davası hangi durumlarda açılır?</strong></h3>



<p>Kira tespit davası, kiracı ve kiralayan arasında kira bedeli hakkında anlaşmazlık olduğunda veya kira bedelinin yasal sınırlar içinde değiştirilmesi gerektiğinde açılabilir. Ayrıca, kira sözleşmesinin belirli bir süre sonunda kiralananın devam etmesi durumunda da kira bedeli tespiti amacıyla dava açılabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira tespit davası nasıl açılır?</strong></h3>



<p>Kira tespit davası, sulh hukuk mahkemesine yazılı bir dilekçe ile açılır. Dilekçede davacı ve davalı tarafın kimlik bilgileri, kira sözleşmesi detayları ve kira bedelinin neden değiştirilmesi gerektiği açıklanır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira tespit davasının süresi nedir?</strong></h3>



<p>Kira tespit davasının açılma süresi belirli değildir; her zaman açılabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira tespit davası sonucunda mahkeme ne yapar?</strong></h3>



<p>Mahkeme, tarafların beyanlarını, emsal bedelleri, kiralananın durumunu ve enflasyon oranlarını göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir kira bedeli tespit eder.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira tespit davasının sonucuna itiraz edilebilir mi?</strong></h3>



<p>Evet, kira tespit davasının sonucuna taraflar itiraz edebilir. Ancak itirazın geçerli bir nedeni olmalıdır, aksi takdirde mahkeme kararı kesin olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira artış oranını kim belirler?</strong></h3>



<p>Kira artış oranı, taraflar arasında kira sözleşmesinde belirlenmişse bu oran geçerli olacaktır. Aksi takdirde, Türk Borçlar Kanunu’na göre kira artış oranını mahkeme tespit eder.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kiraya veren kira bedelini tek taraflı artırabilir mi?</strong></h3>



<p>Türk hukukunda kiraya verenin kira bedelini tek taraflı artırma hakkı tanınmamıştır. Kira bedelinin artırılması tarafların anlaşmasına veya mahkeme kararına bağlıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira artış oranı hangi endeks üzerinden hesaplanır?</strong></h3>



<p>Kira artış oranı, genellikle tüketici fiyat endeksi (TÜFE) üzerinden hesaplanır. Eğer kira sözleşmesinde başka bir endeks belirtilmemişse, TÜFE kullanılır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kiracı kira tespit davası sonucunda daha düşük bir kira bedeli talep edebilir mi?</strong></h3>



<p>Evet, kiracı kira tespit davası sonucunda daha düşük bir kira bedeli talep edebilir. Mahkeme, kira bedelinin yüksek olması durumunda düşürme kararı verebilir.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/kira-tespit-davasi/">Kira Tespit Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/kira-tespit-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kiracının Tahliye Sebepleri ve Tahliye Davaları</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/kiracinin-tahliye-sebepleri-ve-tahliye-davalari/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/kiracinin-tahliye-sebepleri-ve-tahliye-davalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 13:39:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2861</guid>

					<description><![CDATA[<p>A. Giriş Kira sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen rızai bir sözleşmedir. Bu sözleşme uyarınca kiraya veren kira konusu malı kiracının kullanımına ve ondan yararlanmasına elverişli şekilde teslim etme, kiracının da kira konusu malın kullanımı karşılığında kira bedeli ödeme borcu bulunmaktadır. Kira ilişkisi sona erene kadar, bu asli borçların karşılıklı olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. Kira [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/kiracinin-tahliye-sebepleri-ve-tahliye-davalari/">Kiracının Tahliye Sebepleri ve Tahliye Davaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>A. Giriş</strong></p>



<p>Kira sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen rızai bir sözleşmedir. Bu sözleşme uyarınca kiraya veren kira konusu malı kiracının kullanımına ve ondan yararlanmasına elverişli şekilde teslim etme, kiracının da kira konusu malın kullanımı karşılığında kira bedeli ödeme borcu bulunmaktadır. Kira ilişkisi sona erene kadar, bu asli borçların karşılıklı olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. Kira ilişkisi sona erdiğinde, kiralananın boşaltılması yani kiracının tahliyesi meselesi gündeme gelmektedir. Kiracının tahliyesi, bildirim yoluyla ve dava yoluyla olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilmektedir.</p>



<p>İşbu bilgi bülteninde; öncelikle kiracının bildirim yoluyla tahliyesi, daha sonra da dava yoluyla tahliye hakkında bilgi verilecektir.</p>



<p><strong>B. Bildirim Yolu ile Kiracının Tahliyesi</strong></p>



<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında belirli süreli kira sözleşmesini sona erdirme olanağı da kural olarak kiracıya verilmiş, kiraya verene ise ancak on yıllık uzama süresinin sonu için bu imkan tanınmıştır. Kiracı sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün önce yazılı olarak fesih bildiriminde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılacaktır. Kiraya veren ise sözleşme süresinin bitimine dayanarak kira sözleşmesini feshedemeyecek, ancak 10 yıllık uzama süresinin sonunda, uzama yılının bitiminden en az 3 ay önce yazılı olarak kiracıya bildirimde bulunmak şartıyla kira sözleşmesini feshedebilecektir. Taraflar, kiraya veren tarafından yapılacak yazılı fesih bildiriminin 3 aydan daha da önce yapılması şartını kararlaştırabilirler.</p>



<p>Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise kiracının her zaman için genel hükümlerdeki fesih dönemi ve bildirimi için öngörülen sürelere uyarak kira sözleşmesini sona erdirebileceği kabul edilmişken, bu hak kiraya verene verilmemiştir. Kiraya verenin ancak kira sözleşmesinin başlangıcından itibaren on yıl geçtikten sonra genel hükümlerde yer alan fesih dönemi ve bildirimi için öngörülen sürelere uymak şartıyla kira sözleşmesini sona erdirebileceği kabul edilmiştir.<a href="https://gulachukuk.gen.tr/kiracinin-tahliyesi-yollari/#_ftn2">[2]</a></p>



<p><strong>B.1. 10 Yıllık Sürenin Kapsamı</strong></p>



<p>Kiraya veren açısından geçerli olan yukarıda bahsedilen 10 yıllık sürenin ne zaman başlayıp ne zaman biteceğinin tespit edilmesi önem teşkil etmektedir. Kanunda açıkça <strong>‘10 yıllık uzama süresi’</strong> dendiği için bu süre, belirli süreli kira sözleşmelerinde sözleşme süresinin bittikten sonra başlamaktadır. Kiraya verenin sözleşmeyi sona erdirerek kiracıyı tahliye ettirebileceği vakit ise, 10 yılın bitmesinin ardından yenilenen yılın sonuna karşılık gelmektedir. Bir örnekle konuyu netleştirmek gerekirse; taraflar arasında Ocak 2020’de 5 yıl süreli bir kira sözleşmesi imzalandığını varsayalım. Kiracı tarafından feshedilmediği takdirde bu sözleşme, Ocak 2025’te bir yıllığına kendiliğinden yenilenecektir. Böylece başlayan 10 yıllık uzama süresi, Ocak 2035’te tamamlanacaktır. Ardından kiracı hala çıkmak istemiyorsa kira sözleşmesi kendiliğinden bir yıl daha uzayacak ve Ocak 2036’dan 3 ay önce, Ekim 2035’te kiraya veren tarafından yazılı fesih bildirimi ile kiracının tahliyesi istenebilecektir. Kısaca; söz konusu süre, <strong>“Kira sözleşmesi süresi + 10 yıl + 1 yıl” </strong>şeklindedir. Kiraya veren, haklı bir sebebi olmadığı ve kiracı istemediği sürece bu süreler geçmeden kiralananın tahliye edilmesini isteyemez.</p>



<p><strong>B.2. Fesih Bildirimi</strong></p>



<p>Fesih bildiriminde herhangi bir gerekçe gösterilmesi gerekmemektedir. Ancak fesih bildirimi yazılı olarak yapılmadıkça geçerli kabul edilmemektedir. Yazılı fesih bildirimine rağmen kiracı kiralananı tahliye etmekte direnirse, icra takibi yolu ile tahliye söz konusu olmaktadır. Takip yolu ilamlı icra veya ilamsız icra şeklinde gerçekleştirilebilmektedir. İlamlı icra takibinin bir mahkeme ilamına dayandırılması gerekirken, ilamsız icra takibi yoluyla kiracının tahliyesi doğrudan İcra Müdürlüğü aracılığıyla sağlanabilmektedir.</p>



<p><strong>C. Kira Borcunun Ödenmemesi Nedeniyle Tahliye</strong></p>



<p>İlamsız icra takibi yoluyla tahliye, herhangi bir dava açmadan icra müdürlüğüne başvurmak ve gerekli şartları sağlamak koşuluyla tahliyedir. Bu koşullar, alacaklı kiraya veren ile borçlu kiracı arasında bir kira ilişkisinin bulunması ve kira alacağının muaccel hale gelmesidir. Kiracıya bir ödeme emri gönderilir. Kiracı 7 gün içinde bu ödeme emrine itiraz edebilmektedir. İtiraz herhangi bir şekle tabi değildir. Ancak kiracı itiraz etmese de bu takibe başka türlü karşılık verebilmektedir. Kiracının ödeme yapması için verilecek, konut ve çatılı işyeri kiralarında en az 30 gün, diğer kiralarda en az 10 gün süre ile kiracı, tahliyeden kurtulabilmektedir.</p>



<p><strong>D. Tahliye Davası ve Hukuki Niteliği</strong></p>



<p>Tahliye, kira ilişkisinin dava yoluyla sona ermesidir. Bu sona erme biçiminde kiracının yararı göz önünde tutulmaktadır. Tahliye sebeplerinin genişletilmesi veya kiracı aleyhine değiştirilmesi yasaklanmıştır. Taraflar yeni dava sebepleri geliştiremez ancak şartları varsa olağanüstü fesih sebeplerine başvurabilmektedir.</p>



<p><strong>D.1. Tahliye Sebepleri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kiraya veren, kiracısını tahliye ettirebilmesi için bazı geçerli sebepler sunmak zorundadır. Bu sebepler; kiraya verenin veya yeni malikin ihtiyacı, yeniden imar ve inşa, yazılı tahliye taahhüdü, iki haklı ihtar, kiracının veya eşinin mevcut konutu şeklinde sıralanabilir.</li>



<li>Kiraya verenin konut ve işyeri ihtiyacı sebebiyle tahliyesi yoluna gidebilmek için gerekli temel şartları; kendisinin, eşinin, altsoyu ve üstsoyu ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerden birisinin konut ve çatılı işyeri ihtiyacının bulunması ve ihtiyacın gerçek ve samimi olması şeklinde sıralamak mümkündür. Yeni malikin ihtiyacı sebebiyle tahliyenin koşulları da böyledir.</li>



<li>Yeniden imar ve inşa sebebiyle tahliye davası açılabilmesi için; kiralananın yıktırılıp yeniden inşa edilmesi, imar amacıyla kiralananın esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesinin gerekli olması ve yapılacak bu işler sırasında kiralananın kullanımının imkânsız olması gerekmektedir.</li>



<li>Bazı durumlarda kiracı, kiralananı teslim aldıktan sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlenebilmektedir. Uygulamada <em><strong>“yazılı tahliye taahhüdü” </strong></em>olarak adlandırılan bu taahhütname ile tahliyenin mümkün olması için; kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı taahhüt edilmiş olması, kiralananı belirli bir tarihte boşaltmanın yazılı olarak üstlenilmiş ve buna rağmen boşaltılmamış olması ve kiraya verenin, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurması veya dava açması gerekmektedir.<a href="https://gulachukuk.gen.tr/kiracinin-tahliyesi-yollari/#_ftn6">[6]</a></li>



<li>İki haklı ihtar nedeniyle tahliyenin gerçekleşmesi için, aynı kira yılı içinde iki haklı ihtar çekilmesi, ihtarların haklı ve yazılı olması gerekmektedir. İhtarın haklı olabilmesi için kiranın muaccel olması ve ihtarın da muacceliyetten sonra gönderilmesi lazımdır.</li>



<li>Kiracının veya eşinin mevcut konutu sebebiyle tahliye davası açılabilmesi için, kiracı veya birlikte yaşadığı eşinin konutunun olması, bu konutun kiralanan ile aynı ilçe, belde belediye sınırları içerisinde olması ve ayrıca bu sınırlar dahilindeki konutun kiracı ve birlikte yaşadığı eşi için oturmaya elverişli olması ile kiraya verenin kira sözleşmesi kurulurken kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin konutu olduğunu bilmemesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.<a href="https://gulachukuk.gen.tr/kiracinin-tahliyesi-yollari/#_ftn7">[7]</a></li>
</ul>



<p><strong>D.2. Tahliye Usulü</strong></p>



<p>Tahliye davaları, taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılmaktadır. Tahliye davasının davalısı kiracı iken; davacısı kiraya veren, malik veya yeni malik olabilmektedir. Bunların yanında, intifa ve sükna hakkı sahiplerinin veya diğer kat maliklerinin de kiracı aleyhine tahliye davası açma hakkı bulunmaktadır.</p>



<p>Tahliye davası açılmadan önce kiracıya ihtarname gönderilmesi gerekmektedir. Bu ihtarname; yerel hükümlere tabi sözleşmede 10 gün konut ve çatılı iş yeri kiralarında 30 gün ödeme süresi verilmesini, kira bedelinin nereye ve hangi hesaba yatırılması gerektiğini, ödeme süresi içinde ödenmediği takdirde sözleşmenin feshiyle tahliye davası açılacağı hususlarını ve istenilebilir hale gelen ay isimlerinin ve kira bedellerini içermesi gerekmektedir.<a href="https://gulachukuk.gen.tr/kiracinin-tahliyesi-yollari/#_ftn8">[8]</a></p>



<p><strong>E. Sonuç</strong></p>



<p>Kira sözleşmesinin sona erdirilmesi kiracı tarafından veya kiraya veren, malik, yeni malik, sınırlı ayni hak sahibi ya da kat maliki tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Bildirim veya dava yoluyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin sona ermesinden sonra kiralananın boşaltılması <strong>‘kiracının tahliyesi’</strong> olarak adlandırılmaktadır. İşbu bilgi bülteninde kiracının tahliyesinin hukuki ve usuli boyutu detaylı olarak anlatılmış olup, gerekli görülmesi durumunda avukat yardımından yararlanmak, tahliye sürecinde haklarınızın korunması açısından önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/kiracinin-tahliye-sebepleri-ve-tahliye-davalari/">Kiracının Tahliye Sebepleri ve Tahliye Davaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/kiracinin-tahliye-sebepleri-ve-tahliye-davalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araç Hasar ve Değer Kaybı</title>
		<link>https://www.ozagirhukuk.com.tr/arac-deger-kaybi-nasil-alinir-deger-kaybi-hesaplama/</link>
					<comments>https://www.ozagirhukuk.com.tr/arac-deger-kaybi-nasil-alinir-deger-kaybi-hesaplama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ozagir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Dec 2023 18:03:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ozagirhukuk.com.tr/?p=2854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatımızda istenemeden oluşan sorunlardan birisi de trafik kazalarıdır. İstatistiksel veriler göstermektedir ki günümüzde trafiğe çıkan&#160; araç sayısı her geçen gün artması ile maddi hasarlı trafik kazaları da günden güne artmaktadır.&#160;Araç değer kaybı&#160;ile istenmeden de olsa oluşan bu maddi zararlarınızın en kısa sürede temin edilerek size iade edilmesi mümkündür. Meydana gelen bir kaza sonrası aracın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/arac-deger-kaybi-nasil-alinir-deger-kaybi-hesaplama/">Araç Hasar ve Değer Kaybı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günlük hayatımızda istenemeden oluşan sorunlardan birisi de trafik kazalarıdır. İstatistiksel veriler göstermektedir ki günümüzde trafiğe çıkan&nbsp; araç sayısı her geçen gün artması ile maddi hasarlı trafik kazaları da günden güne artmaktadır.&nbsp;<strong>Araç değer kaybı</strong>&nbsp;ile istenmeden de olsa oluşan bu maddi zararlarınızın en kısa sürede temin edilerek size iade edilmesi mümkündür.</p>



<p>Meydana gelen bir kaza sonrası aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa değeri ile kaza meydana geldikten ve tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki farka&nbsp;<strong>araç değer kaybı</strong>&nbsp;denmektedir.</p>



<p>Kaza sonrasında hasar gören aracınızı en orijinal parçalar ile aslına uygun olarak tamirini gerçekleştirseniz bile bu hasar geçmişi kayıtlara geçecektir ve aracınızın ikinci el piyasasında talep edilebilirliği eskiye nazaran azalacaktır.</p>



<p>Söz konusu haksız fiilinden kaynaklı değer kaybı zararının giderilmesi için kusursuz veya daha az kusuru olan taraf kendisinden daha çok kusurlu veya tam kusurlu olan tarafa (ya da sigortacısına)talepte bulunabilecektir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="998" height="699" src="https://www.ozagirhukuk.com.tr/wp-content/uploads/arac-deger-kaybi.jpg" alt="" class="wp-image-2858" srcset="https://www.ozagirhukuk.com.tr/wp-content/uploads/arac-deger-kaybi.jpg 998w, https://www.ozagirhukuk.com.tr/wp-content/uploads/arac-deger-kaybi-300x210.jpg 300w, https://www.ozagirhukuk.com.tr/wp-content/uploads/arac-deger-kaybi-150x105.jpg 150w, https://www.ozagirhukuk.com.tr/wp-content/uploads/arac-deger-kaybi-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 998px) 100vw, 998px" /></figure>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading">Araç Değer Kaybı Şartları Nelerdir?</h2>
</blockquote>



<p>Araç değer kaybını talep edebilmek için bir takım şartların yerine getirilmesi gerekmektedir. Bunlara araç değer kaybı şartları da denir.</p>



<p>Araç Değer Kaybı Şartları Şunlardır;</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Kaza tarihi üzerinden en fazla 2 yıl geçmiş olmalıdır.</li>



<li>Aracınızdaki hasar daha önceden hasara uğramamış bir bölgede olmalıdır.</li>



<li>Kaza sonrası hasar aracınızda oluşan hasar, mini onarım ile giderilebilen basit işlemlerden olmamalıdır.</li>



<li>Aracınız ağır hasar kaydına sahip araçlardan olmamalıdır.</li>



<li>Kısa süreli kiralık araçlar, taksi, dolmuş, test aracı, koleksiyon ve antika sayılan araçlardaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri ve tekerlekli/paletli ve zırhlı toplumsal müdahale araçları, belediye otobüsleri, yol süpürme araçları, itfaiye araçlarındaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri teminat kapsamı dışında kalmaktadır.</li>



<li>Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar teminat dışında kalmaktadır.</li>



<li>Kazada tamamen kusurlu ya da diğer sürücüye nazaran daha kusurlu olan taraftan değer kaybı zararı talep edilebilecektir.</li>
</ol>



<p>Görüldüğü üzere değer kaybı başvuru belli şartlara tabidir.</p>



<p><strong>Özet Olarak;</strong></p>



<p>Değer kaybı tazminatı kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde talep edilmelidir. Alacağınızın zamanaşımına uğramasına fırsat vermeden en kısa zamanda zararınızın giderilmesini talep ederek zamanaşımı süresinin kesilmesini sağlamalısınız. Aksi halde hak kaybına uğramanız kuvvetle muhtemel olacaktır.</p>



<p>Araçta hasar gören bölge daha önceden hasara uğramamış ya da yenileme işlemine tabi tutulmamış olmalıdır. Aksi halde değer kaybı alınamamaktadır.</p>



<p>Mini onarım ile giderilebilen basit kaporta, plastik tampon/parça onarımları, cam, radyo/teyp, lastik, hava yastığı, jant, mekanik, elektrik, elektronik ve döşeme aksamı hasarları değer kaybı teminatı kapsamı dışında kalmaktadır.</p>



<p>Ağır hasar kaydına sahip olan çekme ve/ya hurda belgeli araçlarda meydana gelen hasarlarda değer kaybı alınmamaktadır.</p>



<p>Aracınız kazaya karışmışsa hak kaybına uğramamak adına bir an önce sigorta şirketine başvuruda bulunmanız gerekmektedir.<strong>&nbsp;Zira sigorta şirketleri aracın kaza sebebi ile uğradığı değer kaybı ile ilgili tazminatları araç sahipleri tarafından talep olmadığı müddetçe ödemekten kaçınmaktadır.&nbsp;</strong>Bu sebeple değer kaybı alanında uzman bir avukat desteği ile konumu itibariyle güçlü olan sigorta şirketlerine karşı işlemlerinizi takip ettirerek hak kaybına uğramanızın önüne geçebilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Araç Değer Kaybı Hesaplama Nasıl Yapılır?</h2>



<p>Değer kaybı hesaplaması 01.06.2015 yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve eklerinde yer alan yöntemler aracılığıyla hesaplanmaktadır. &nbsp;Ayrıca bu hesaplamaya etki eden bazı faktörler bulunmaktadır.</p>



<p><strong>Araç değer kaybı hesaplama için gerekli ön bilgiler şu şekildedir.</strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Aracın kilometresi</li>



<li>Marka ve model bilgisi</li>



<li>Hasar geçmişi ve niteliği</li>



<li>Kusur durumu</li>



<li>Üretim yılı</li>



<li>Trafiğe çıkış tarihi</li>



<li>Aracın pazar değeri</li>
</ol>



<p>Bu faktörlerden sadece bir kaçıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="h-arac-deger-kaybi-icin-bilirkisi-raporu-nasil-hazirlanir">Araç Değer Kaybı İçin Bilirkişi Raporu Nasıl Hazırlanır?</h2>



<p><strong>Araç</strong>&nbsp;<strong>Değer kaybı için bilirkişi raporu</strong>&nbsp;hazırlanırken bilirkişiler tarafından dikkat edilen hususlar;</p>



<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme Ve Denetleme Kurumu tarafından Trafik Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar Tebliğnamesi düzenlenmiştir. Bu tebliğname, 4 Aralık 2021 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Bu tebliğname ile&nbsp;<strong>araç değer kaybı hesaplamasında&nbsp;</strong>belli bir formül ve kat sayı hesabı getirilmiştir.</p>



<p>Ancak, uygulamada gerek Sigorta Tahkim Komisyonu gerek adli yargı mercileri önünde görülen uyuşmazlıklarda/davalarda değer kaybı hesaplamaları yapılırken bu konuda uzman sigorta eksperi bilirkişileri tarafından; aracın markası, modeli, yaşı, kilometresi, piyasa rayiç bedeli, meydana gelen hasar miktarı, hasar/işlem gören araç parçaları, aracın daha önce bir hasarı bulunup bulunmayışı vb. hususlar dikkate alınarak değer kaybı hesabı yapılmaktadır.</p>



<p>Borçlar Kanunu Genel Hükümleri ile Haksız Fiil Sorumluluğuna dayanan ilkeler uygulanarak gerçek zarar ilkesi kapsamında değer kaybı miktarı belirlenmektedir. Diğer bir anlatımla hasar dolayısıyla aracın ikinci el piyasasında uğradığı reel değer kaybının tespiti yapılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="h-arac-deger-kaybi-icin-birikisi-raporu-duzenlenirken-bazi-bilirkisi-raporlarinda-kullanilan-ifadeler">Araç Değer Kaybı İçin Birikişi Raporu Düzenlenirken Bazı Bilirkişi Raporlarında Kullanılan İfadeler</h3>



<p><strong>Araç Değer kaybı için bilirkişi raporu</strong>&nbsp;düzenlenirken bu raporlarda değer kaybı hesabına/tespitine yönelik ifadeler aşağıdaki gibidir;</p>



<p><em><strong>“Değer kaybı hesaplaması, Anayasa Mahkemesinin 09.10.2020 tarihli 31269 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 17.07.2020 tarihli kararı ile KTK m. 90’ın iptal edilen kısımları da dikkate alınmak suretiyle değer kaybı raporunun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine uygun, ‘serbest piyasada oluşan değer azalması yöntemine göre Değer Kaybı Hesaplama yapılmıştır.”</strong></em></p>



<p><strong><em>“………..Açıklanan tüm gerekçeler ve değerlendirmeler ışığında; huzurdaki ihtilafa konu aracın hasarı kilometre düzeyi, boyanan parça miktarı, parça değişim adedi, aracın kullanılış şekli, aracın bu hasarından önce mevcut hasarı bulunup bulunmadığı, sigortalı ile sigorta şirketi arasında akdedilen poliçenin tanzim tarihi, gibi parametreler dikkate alınıp yapılan değerlendirmeler itibariyle araç tarafımdan fiziki olarak görülmeyip temin edilen belge (tutanak/ resimler/ eksper raporu ve sair evraklar) doğrultusunda;</em>&nbsp;Serbest Piyasada oluşan değer azalması yöntemine göre yapılan hesaplamada; dava konusu araçta X TL değer kaybı oluşacağı sonucuna varılmıştır……..”</strong></p>



<p><em><strong>“……..Aracın değer kaybı hesaplamasında aracın km yaşı eksper raporu gibi teknik bilgiler de baz alınır(iş bu konuda rapor sadece elimize ulaşan evraklar neticesinde değerlendirilmiştir). Aracın rayiç değeri TSB kasko listesinden baz alınmıştır. Aracın rayiç değeri X&nbsp; tl olarak belirlenmiştir. Aracın hasarlı rayiç değeri Y tl olarak belirlenmiştir. Yapmış olduğumuz hasar hesaplaması neticesinde DEĞER KAYBI tutarının Z TL olduğu belirlenmiştir……….”</strong></em></p>



<p><em><strong>“……Tarafımca yapılan piyasa rayiç araştırmaları, eski kayıtları ışığında total Km.’si ve bakımlılık durumu da dikkate alınarak 0.&nbsp; .H. 5.. plakalı aracın kaza öncesi hali için rayiç değeri 140.000 TL olduğu tespit edilmiş ve reel olarak 3.500 TL değer kaybederek piyasa rayiç değerinin 136.500 TL ye düştüğü tespit edilmiştir…..”.</strong></em></p>



<p>Yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporunda yer alan ifadeler,&nbsp;<strong>araç</strong>&nbsp;<strong>değer kaybı için bilirkişi raporu</strong>&nbsp;düzenlenirken dikkat edilecek hususlardandır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Araç Değer Kaybı Davası İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?</h2>



<p>Araç değer kaybı davası için gerekli şartlar şu şekildedir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Değer kaybı tazminatı kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde talep edilmelidir. Alacağınızın zamanaşımına uğramasına fırsat vermeden en kısa zamanda zararınızın giderilmesini talep ederek zamanaşımı süresinin kesilmesini sağlamalısınız. Aksi halde hak kaybına uğramanız kuvvetle muhtemel olacaktır.</li>



<li>Araçta hasar gören bölge daha önceden hasara uğramamış ya da yenileme işlemine tabi tutulmamış olmalıdır. Aksi halde değer kaybı alınamamaktadır.</li>



<li>Mini onarım ile giderilebilen basit kaporta, plastik tampon/parça onarımları, cam, radyo/teyp, lastik, hava yastığı, jant, mekanik, elektrik, elektronik ve döşeme aksamı hasarları&nbsp;<strong>değer kaybı teminatı kapsamı dışında kalmaktadır.</strong></li>



<li>Ağır hasar kaydına sahip olan çekme ve/ya hurda belgeli araçlarda meydana gelen hasarlarda değer kaybı alınmamaktadır.</li>



<li>Kısa süreli kiralık araçlar, taksi, dolmuş, test aracı, koleksiyon ve antika sayılan araçlardaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri ve tekerlekli/paletli ve zırhlı toplumsal müdahale araçları, belediye otobüsleri, yol süpürme araçları, itfaiye araçlarındaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri teminat kapsamı dışında kalmaktadır.</li>



<li>Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar teminat dışında kalmaktadır.</li>



<li>Aracın kilometresi 165.000 üzerinde ise değer kaybı tazminatı alınamayacaktır.</li>



<li>Kazada tamamen kusurlu ya da diğer sürücüye nazaran daha kusurlu olan taraftan değer kaybı zararı talep edilebilecektir.</li>
</ol>



<p><strong>Aracınız kazaya karışmışsa hak kaybına uğramamak adına bir an önce sigorta şirketine başvuruda bulunmanız gerekmektedir. Zira sigorta şirketleri&nbsp;</strong>aracın kaza sebebi ile uğradığı değer kaybı ile ilgili tazminatları araç sahipleri tarafından talep olmadığı müddetçe ödemekten kaçınmaktadır. Bu sebeple değer kaybı alanında uzman bir avukat desteği ile konumu itibariyle güçlü olan sigorta şirketlerine karşı işlemlerinizi takip ettirerek hak kaybına uğramanızın önüne geçebilirsiniz.</p>



<p>Özağır Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak; uzman ekibimiz ile trafik kazaları sonrası aracınızda oluşan değer kaybına başvuru ve değer kaybı tazminatını geri alma konusunda destek vermekteyiz. Kısa sürede sonuçlanan bu işlemler, konusunda uzman ve titiz ekibimiz ile takip edilmektedir. </p>
<p><a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr/arac-deger-kaybi-nasil-alinir-deger-kaybi-hesaplama/">Araç Hasar ve Değer Kaybı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ozagirhukuk.com.tr">Özağır Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ozagirhukuk.com.tr/arac-deger-kaybi-nasil-alinir-deger-kaybi-hesaplama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
